Mevzuat Raporu'na hoş geldiniz

Mevzuat Raporu kişisel verilerin gizliliğine özen gösteren, sizi izlemeyen , sadece içeriğe odaklı, rahat bir sosyal medya platformudur.

caglar Çiçeği Burnunda Yazarşör
Gönderildi: 2026-09-21 16:40:57 Düzenlendi: 2026-09-21 16:43:35
Piyasalardaki hareketlilik umarım bir şeyler öğretmiştir. İtina edilmiş yatırım değerlidir. Yatırımlarınıza itina edin.
♥ 0 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir #G98
caglar Çiçeği Burnunda Yazarşör
Gönderildi: 2026-09-18 14:00:17
Ölçü

Kanada'ya göçmen olarak gittiğimde, teyzemin restoranında bulaşıkçı/yönetici olarak işe başladım :P . Daha önceden bu restoranda tecrübem vardı; aynı zamanda bu işi hiç sevmiyordum ama o dönemde ülkeye yeni yerleştiğim için elimdeki tek seçenek buydu. Restoranda her boşluğu dolduruyordum: Bulaşıkçı, garson, yönetici, getir götürcü... Nereye ihtiyaç duyulursa oradaydım. Bulaşık yıkamak, restorana giriş için bir tür başlangıç dönemi gibiydi. Yanlış anlaşılmasın mutfakları severim, eğlencelidirler; ama sipariş fişleri ardı ardına gelmeye başladığında ve her bitmemiş görev bir sonraki kişinin mesaisine yığıldığında, işte o zaman sakinliğinizi kaybedebiliyorsunuz.

Böyle bir ortam benim için aslında bir öğrenme eğrisi gibiydi ve bir şeyi açıkça ortaya çıkardı: Bitmemiş iş, herkes için anlık sorunlar yaratır. Ben de buna istinaden elimden geldiğince arkamda bitmemiş iş bırakmamaya gayret ettim. Ne kadar uğraşsam da birçok kez bu konuda başarısız oldum. Bazı görevleri yarım bıraktım ve ikiyüzlü bir şekilde başkalarının aynı şeyi yapmasına sinirlendim. Anlayacağınız, kendi kendime bir dağınıklık üretmiştim.

Mutfak dışında salonda çalışmak da rahatsız ediciydi. Garsonlarla çalışmak, ilişkileri yönetmek... Tüm atmosfer sürekli kendini yineleyen bir kaostu. Yanlış kararlar verdim. Bunlara rağmen arkanda iş bırakmama ölçüsü kafamda yer etmiş oldu ve şu an yaptığım işlerde de bu ölçüyü sürdürüyorum. Tutarsızlık ek iş yükü oluşturuyor ve ben zor koşullardan ziyade bundan hoşlanmıyorum. Başkalarına göre çok temiz olsa da bana göre işleri o kadar da temiz bıraktığıma inanmasam bile yaptığım işlerde ölçülü olma yönüm devam ediyor.

Mutfak genelde işi temiz bitirmeyi öğretti; okul ise belki de bu bitirme işini, dersleri sekiz yıla yayarak yaptı. Ne kadar başarılı olduğum da burada mevzuu bahis değil :). O dönemlerde York Üniversitesi'ne sürekli geri kaydımı yaptırıyordum ama her seferinde iş beni geri çekiyordu. Hemen hemen üniversiteyi tamamladığımı düşünsem de son çizgiye ulaşamamak tabii ki üzüyordu. O süre zarfında üç farklı arkadaş grubum oldu. Bir tanesiyle hala iletişimdeyim. Diğeri, Covid öncesi var olup sonrası kaybolanlar; iletişimimiz sadece çevrimiçi konuşmaya dönüştü ve zamanla söndü. Son grup ise son sekiz aylık denememde oluştu ve sonunda sosyal medya arkadaşları olarak hayatımdaki yerlerini almış oldular. Garip.

Hamzeh Roumani, Zbigniew Stachniak, Jeff Edmonds gibi profesörler, derslerinde ne kadar zorlansam da gerçekten bir şeyler öğrendiğim isimlerdi. Bazı dersler ise boş ve kötü kurgulanmış temalar gibi hissettiriyordu. Bu temaları ortamı okuyarak anlayabiliyordunuz; bazen ders çevrimiçine geçtiğinde de durum aynı şekilde anlaşılabiliyordu. Bazen bazı şeyleri okumada o kadar iyi olmasam da yine de durumu kavrıyordum. Bence siz de anlardınız. Bazen uzun ders süreleri hiçbir şey vermiyor, zihnimi tamamen bir boşluğa bırakıyordu ve bu durum karşısında nerede durduğumu sürekli ölçüyordum. Uzun süreli ve boş hissettiğim dersler, tamamlamam gereken derslerin yükünü katlıyor gibiydi.

Bir yıl ara verdikten sonra tekrar kampüse dönme kararı aldım. Bu sefer kendimi tamamen adapte edebilmek için Japonca dersi aldım. Ders yükümü doldurmam gerekiyordu ve tam zamanlı bir öğrenci olmam için belirli zorunlu dersleri almalıydım. Yalnız bir önceki senemde az ders aldığım için, bir sonraki yılın derslerini seçebilmem adına bazı notlarımı yükseltmem veya o dönem sunulan başka dersleri almam gerekiyordu. Ben aynı materyali tekrar etmek istemedim. Zor geçsem bile aynı içeriği tekrar etmeyi anlamlı bulmuyorum. Burada Japonca, üst sınıf bilgisayar bilimi derslerinin yanında tek seçenek oldu ve bununla idare ettim.

Çin Dili ve Edebiyatı okumuştum ve dil öğrenmeyi ne kadar sevmesem de kağıt üzerinde birinci sınıf Japonca dersinin benim için motive edici ve kolay geçilebilir olacağını düşündüm. Öyle olmadı. İkinci dönem karate maçı gibi hissettirdi; oldukça iyi dil darbeleriyle dövülmüş oldum :). Endişelenmeyin, dersi geçme notu ortalamasının üstünde bitirdim ama sonuçtan memnun değildim. Çünkü beklentimi karşılamamıştı. Aynı olay birinci sınıf Biyoloji dersinde de tekrarlandı. Mezun olmak için fen kredileri gerekiyordu. Seçeneklerim matematik, fizik veya biyolojiydi; ben biyolojiyi seçmiştim. Yararlı olmak ve bir hastalığa çare bulma konusunda yardımcı olabilecek bir kariyer istediğim için samimi bir çabayla bu yolda ilerledim. Yaz dönemiydi ve talep yüksek olduğu için sekiz aylık eğitim materyalini iki aya sığdırmışlardı. Benim için bayağı zordu. Yine de geçtim, ama zar zor. O berbat sonuçlar da bende devam etme isteği yaratmadı. Sahip olduğum ivme iş yüzünden, kendi ilgisizliğimden veya Covid'den dolayı bir şekilde duruyordu.

Yalnız kurumu bayağı seviyorum. York Üniversitesi’nde Ross binasının üzerinde kurucusu Dr. Murray G. Ross’un bir oyma yazısı vardı: "Biz York'ta insanlığın insanlaştırılmasına özel vurgu yapmalı; zihni mekanikleştiren, rutin düşünce yaratan, düşünceyi duygudan koparan, alışkanlığın zekaya hakim kıldığı, insan ruhu ve olanaklarının farkındalığını donduran baskılardan özgürleştirmeliyiz..." Tüm başarısızlıklarım, kaçışlarım ve boşluklarımla bu sözü şimdi daha iyi anlıyorum ve bu benim için gerçekten çok değerli.

Yine de o yıllara geri döndüğümde, pratik sınırlarım netti. Devam edebilmek için kendimi geçindirecek bir işe, kalacağım düzgün bir yere ve en nihayetinde sağlığımın yerinde olmasına ihtiyacım vardı. Ailemden yardım isteyemezdim. Atlantik'in diğer ucundaydılar; işini başarılı bir şekilde satmış ve yurt dışında yaşayan biri için destek istemek hem garip olurdu hem de annemi bayağı endişelendirirdi. Her şeyi kendim halledebilecek kadar büyümüş hissediyordum. İstediğim sektörde kısa süreli iş aramalarım yeterince hızlı sonuç üretmedi ve çalışmalarım bir kez daha durdu. Bu sefer İstanbul'a taşındım, önceki yazılarımda bunu detaylıca anlattım.

Mutfak bana işi temiz bırakmayı öğretti. Üniversite ise madalyonun diğer yüzünü gösterdi: Temel koşullar yerinde olmadığında, devam etmek yalnızca daha eksik çaba üretiyor. Ben dağınıklığa biraz daha dağınıklık eklememeyi tercih ettim. Ve bu ölçüyü hala takip etmeye çalışıyorum. Bitmemiş işler herkesin sorunu haline gelebilir, bazılarınınsa gelmeyebilir. Bense bitmemiş iş bırakmamaya özen gösteriyorum.


Sizlerin bitmemiş işi var mı? Nerelerde takıldınız? Benimle paylaşabilirsiniz.


lelacag@gmail.com
♥ 1 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir #719
caglar Çiçeği Burnunda Yazarşör
Gönderildi: 2026-09-16 17:26:26 Düzenlendi: 2026-09-16 21:38:35
Sadece Bir Avuç İnsan İçin Hâlâ Orada Olmak



Yazıyı okurken güzel dinlenebilecek bir müzik grubu:
https://roguerecords.bandcamp.com/track/never-going-back

Yıllar önce yaptığımız müziği paylaşabilmek için bir grup kurduk. Amatördük ve ne yapacağımızın ciddiyetini bilmeden daha fazla müzik ürettik. Belki yıllar içinde yüz şarkıya ulaşmıştır. Bunun yanında bayağı da kalabalıklaşan bir kadromuz vardı ve tek gerçek olan şey tutarlı kalmaktı. Askerlik veya benzeri sebeplerden dolayı dağılan gruplara üzülürdüm ve bu durumu pek de tasvip etmezdim. Bir grubun ne olursa olsun devam etmesi gerektiğine inanırdım. Egolar bir şekilde hep düşmandı; buna rağmen benim de fazlasıyla egoist davrandığım zamanlar oldu (Gerçi hâlâ bunları onarmakla uğraşıyorum).

Bir koalayı maskot olarak seçtik. Sadece tembel oldukları için değil, gerçekten tutundukları şeyi bırakmadıkları için bizim için uygundu. Birkaç konser verdik. Küçük bir müzik yarışmasında bir kez üçüncülük aldık. Ayrıca başka yarışmalarda finalist bile olduk; bu tip küçük başarılar o dönem bizi sahnede tutan güzel anlardı. Bir müzik yazarı bizim grup adımızın tanınmamızı zorlaştıracağını söylemişti. Halihazırda bir sloganımız vardı ama yine de kendi ismimizi korumaya karar verdik. Ne değişecekti ki? Önemli olan içerik değil miydi? Aynı zamanda kafamdaki tek fikir devam etmek ve eğlenceli vakit geçirmekti. Daha da büyük bir hedefim yoktu. Genelde sektörel çevrelerin bir parçası olmadık. Diğer grupların söylemekten uzak durduğu ve belki de o dönemde kendilerini sektörün dışına itebilecek şeyleri bizler dile getirdik. Eğrisiyle doğrusuyla insanların iç dünyalarında dile getiremedikleri şeyleri dile getirmek ve bunları aktarırken delidolu, hatta zaman zaman fazlasıyla sert ve argoyla aktarmak ilginç bir deneyimdi; bu yaklaşımımız zaman geçtikçe hal değiştirmiş olsa da sanırım artık daha tutarlı ve düzgün hale geldi.

Yıllar boyunca dinleyicilerden haberler aldık. Üniversite öğrencileri, profesyoneller, mahalle kahvesi müdavimleri şarkılarımızı sevdiğini söyledi. Bazıları yüze yakın şarkı yazıp üretmiş olduğumuza inanamıyordu bile. Şarkılar yüksek kaliteli değildi ve sözler özenle hazırlanmamıştı ama anlık üretilmişlerdi; gerçeği yansıtıyor ve samimiydiler. Çoğu doğaçlama şekilde yapıldı. Sanırım en değerli kısımlarından biri de buydu.

Anımsadığım konserlerden biri de Eskişehir konserimizdi. Günümüzde bile popülerliğini koruyan büyük bir web platformu adına düzenlenmişti. Organizatör Eskişehir'deki bir üniversite öğrencisiydi. Çok heyecanlıydı. Şarkılarımızı gece boyunca kampüs yurtlarında tüm kampüse dinlettiğini söyledi. Bizi şehrine davet etti. Yolculuk masrafları ve konaklama istemiştik. Hobi olarak bu işi yapsak da karşılığı olmasını istemiştik. Grup içinde sık sık sadece bir milyon dolar karşılığında performans sergilediğimizi söyler şakalaşırdık ama kendisine bu sefer bir istisna yapabileceğimizi söylemiştik. Bir milyon dolar o zamanlar dünyadaki en büyük rakam gibi geliyordu.

Eskişehir'e trenle gitmeye karar verdik. Yolculuk garip ve canlıydı. Kompartmanımıza sürekli insanlar geliyordu. Bir doktor, bir Sakaryaspor fanatiği ve diğerleri. Ne yaptığımızı soruyorlardı. Biz de o büyük web platformu için bir konser vereceğimizi anlatıyorduk. Yolda müzik çaldık ve kaydettik. Eğlenceliydi. Ulaştığımızda her şey iyi görünüyordu. Mekân güzeldi. Organizatör kalacak yer olarak kendi evini önerdi ama hepimiz için bu uygun değildi. Şehirde bir arkadaşımızı aradık ve onun yanında kaldık. Bazı dinleyicilerimiz İstanbul'dan geldi. Gelen tek insanlar da neredeyse onlardı.

Neredeyse bomboş bir konser alanında müzik yapıyorduk. Bizim için iyiydi. Çalmamız gereken her şarkıyı bitirdik. O büyük platform etkinliği diye gittiğimiz etkinlik, sadece beş kişiye müzik yaptığımız bir gösteri hâline gelmişti. Sanırım orada internet platformlarının yarattığı o büyük kalabalık algısı hakkında epey aydınlandım. Her şey bir yanılsamadan ibaretti; arka planda sadece büyük bir kuru gürültü vardı.

On kişi için çalmak hiçbir zaman kötü hissettirmedi. "Biri de bir, bini de bir" şiarından giden bir insandım. Hala da bu huyum değişmedi. Zaten müzik stüdyosunda da kendimize ve arkadaşlarımıza müzik yapıyorduk. Asıl beni üzecek şey, başlatmış olduğumuza devam edememekti. Daha önce yazılarımda yazdığım gibi, grubun ışığı şimdi sönük. Bir temel üye başka bir Avrupa ülkesinde yaşıyor. Diğerleri de şu an sessizliğe bürünmüş haldeler. Neden olduğunu bilmiyorum; belki de zamanında bu işten gerçekten keyif alan tek kişi bendim.

Gerçekten müziğin tadını çıkaran birkaç kişi için çalmış olmak hep yeterliydi. Verilen tepkiler benim için yeterliydi ve günü kurtarıyordu. Genel olarak sektörün dışındaydık ve bu şekilde kalmaya da devam ettik; çünkü bu bize söylemek istediklerimizi istediğimiz gibi söyleyebilme özgürlüğü veriyordu.

Bunun herkes için geçerli olup olmadığını bilmiyorum ama kendi hayatıma baktığımda başkalarının dokunmayacağı şeylere başlayabildiğimin farkındayım. Kağıt üzerinde anlamsız, hatta aptalca görünen projeler benim için farklıydı. Küçük şeylerde değer bulmaya özen gösteririm. Bazen de bu uğurda kendimi kandırdığımı düşünüyorum, bazen gerçekçiyim, bazen de işler istediğim gibi gitmiyorsa bırakıyorum. Sanırım çoğumuz aynı şeyi yapıyoruzdur. Pek farkımız yok.

Grubu kurduğumdan beri kafamda bir şey vardı: Yaptığım müzik çok bir şey vadetmese bile bir grubun değişik nedenlerle son bulmaması gerektiğini kanıtlamaktı. Bu benim iş hayatıma da yansıdı. İnsanlara daha önce sahip olmadıkları deneyimler sunmaya çalışıyor ve genelde olduğundan biraz daha özgürce hareket etmelerini istiyordum. Bazı tecrübelerim sanırım bir noktada işe yaradı. Bunların arasında yerel rock geceleri düzenleme, meraklı birkaç öğrenciye Çince öğretme ve zamanında üretilmiş, eşi olmayan mobil uyumlu bir ilan sitesi başlatma çalışması gibi örnekler var. Tabii ki yemek sektörü deneyimim apayrı bir kulvardı, orası da tamamen ayrı bir konu. Mobil uyumlu ilan sitesinde ise fena çuvallamıştık. Ticari olarak başarısız olsak da bana ve süreci dışarıdan izleyenlere ne yapılmaması gerektiğine dair çok net dersler vermişti. Bazen bazı konularda ayaklarım geri gitse bile denemeye devam ediyorum.

Tüm bu boşluklar ve yanlış başlangıçlarla Mevzuat Raporu devam ediyor. Basit bir platform, aynı zamanda kullanıcısına sadece bir veriymiş muamelesi yapmayan bir platform. Bu da bana yetiyor. Muhtemelen başka projelere de başlayacağım ve başlamadan önce diğer test vakalarını inceleyip kendimi bu işten soğutmadan ne olacağına karar veriyorum. Özetle başarısızlıklarımdan ve hoşlanmadığım işlerde çalıştıktan sonra bir sonraki deneyeceklerimin kolay ve eğlenceli olması için çalışıyorum. Tabii her zaman hayat kolay olmuyor ve beklediğin gibi gitmiyor; içimde bana bunları sürekli hatırlatan bir "ben" daha var. Yine de bir müzik grubunda olmak ve bir avuç insana müzik yapmak bana şunu öğretti: Bu dönemden sonra yaptığım her şeyin kolay olması, eğlenceli olması ve her seferinde bana zihinsel bir alan bırakabilmesi çok önemli. Aynı zamanda bunları söylerken bayağı yorgunum da. Bu yorgunluk bunları dile getirmemde neyse ki bana büyük bir yük olmuyor.

Bu arada, yıllarca prova çalışmalarımızı destekleyen sponsorlarımıza ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Bu işletmeler artık yok, ancak onları yöneten insanlar farklı işlere geçmiş durumda ve harika insanlar. Prova fiyatlarımızı asla değiştirmediler ve müzik yaptığımız sürece bize her zaman destek oldular.

En son neye başlamaya karar verdiniz ve yaşadığınız sıkıntılar nelerdi? Benimle paylaşabilirsiniz.
lelacag@gmail.com
♥ 0 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir #715
Azize Çiçeği Burnunda
Gönderildi: 2026-09-16 16:01:37 Düzenlendi: 2026-09-16 17:11:28
Büyük sabır göstermen beni bir anne olarak son derece memnun ediyor. Bu işler bilmediğim konu lar sana gittiğin bu yolda başarılar diliyorum. Hep mutlu ol. Başaracağına inanıyorum ve seni çok seviyorum 👍🏻🙏👏👏❤️🇹🇷😘
♥ 1 Beğen 💬 1 Yorum ⚠️ Bildir #713
caglar Çiçeği Burnunda Yazarşör
Gönderildi: 2026-09-14 15:53:49 Düzenlendi: 2026-09-16 15:58:40
Çok Beklenti Olmaması Gereken Proje

Toronto'daki kafeyi sattıktan sonra bilgisayar bilimi çalışmalarına dönmeye çalıştım. Buna sekiz ay dayanabildim ve sonrasında sağlık sorunlarım baş gösterdi. Aynı zamanda bulunduğum yerlerde odaklanacak zihinsel alanı bulamadım. Zamanında tam zamanlı çalışırken bilgisayar bilimi okumak benim için bayağı zordu ve ancak idare edebiliyordum. Bunu daha önceki denemelerimde yazmıştım (https://www.mevzuatraporu.com/caglar/p/683) . Bunun yanında kafeyi sattıktan sonra istediğim alanda iş arayışım da fayda etmemişti ve iş olmadan kaybettiğim geliri karşılayamazdım. Öğrencilik ne tam zamanlı bir işin yerini tutuyor ne de maddi açığı kapatıyordu; kısacası denklemler birbirini karşılamıyordu. Kendimi ayakta tutmak için ücretli bir işe ihtiyacım vardı.


York Üniversitesi yurdunda iki ya da üç ay kaldım. Benim için iyi bir deneyim olmadı. Neden orada olduğumu her gün sorgular durumdaydım. Üniversiteyi hızlı bitirme hedefine rağmen aklımda yürüttüğüm hiçbir şey oturmadı.

Daha azıyla idare edip devam eden insanlar olduğunu biliyorum. Bu benim durumum değildi. Bu durumlarda kendimi bencil ve benmerkezci olarak niteleyip eskiden yaşadığım deneyimlerle örtüştürebiliyorum. Bu kötü niteliklere rağmen bunların farkında olmamı kâr sayıyorum ve bunları düzeltmeye çalışıyorum.

Kafeyi sattıktan sonra bile finansal dengemi korumak zorundaydım. O noktada kararım netti: Sürekliliği sürdürülebilir şartlar belirler. Bir şey artık mümkün değilse, yolun sonuna yakın olsan bile devam etmenin bazen anlamı yoktur. Tabii ki bu herkes için geçerli değil. Bazılarımız doğru yardımları doğru anlarda edinebiliyor. Bu benim için geçerli değildi. Daha fazla zorlamak bana çok daha büyük bir bedel ödetebilirdi. İstanbul'a kendi hayatımın dışındaki gelişen dinamiklerin de etkisiyle geri gelme kararı aldım. Yani anlayacağınız bu durumlar silsilesi sadece kendi durumumu da barındırmıyordu ve karar vermek zordu.


Köklere Dönüş
Türkiye'ye döndüğümde hâlâ işsizdim. Daha önce kurduğum çevre sönüktü. Türkiye’den yirmi yaşlarımın sonlarında göç etmiş, bağlantıları canlı tutmak için yıllık ziyaretler yapmıştım. Geldiğimde her şey değişmişti. İnsanlar kendi yollarına bakıyorlardı ve bu durumda kendim için hiç yer ayırmamış gibi hissediyordum. Sadece çekirdek ailem, arada sırada buluştuğumuz eski meslektaşlarım ve müzik grubu arkadaşlarımla iletişimde kaldım. Bana tamamiyle yabancı bir konumdan yeniden başlamak zorunda kaldım. "Hiç yoktan başladım" klişesini sevmiyorum ama tuhaf ve açıklayamadığım bir yerden başladığım kesindi. Benim için insani samimiyet çok önemli; bu yüzden buna hâlâ değer verildiğine ve geldiğim topraklarda bu duyguların kaybolmadığına inanıyorum.

Karar: Yeni Bir Sosyal Medya Platformu İnşa Etmek — Mevzuat Raporu

Sosyal medyadaki gizlilik ihlallerinden zaten uzun süredir rahatsızdım. Haberlere yansıyan dava süreçleri ve kullanıcı verilerine yönelik suistimaller durumu daha da katlanılmaz kılıyordu. Kimseyi izlemeyen, takip etmeyen bir platform inşa etmeye karar verdim.

JavaScript'in doğru yönetilmediğinde sorun olabileceğini biliyordum ve bunun için onu hiç kullanmamayı tercih ettim. Platform sadece PHP, HTML ve CSS ile oluşturuldu. Herhangi bir çatı (framework) yok, JavaScript yok; her şey olduğu gibi.


Çoğu sosyal medya sitesi yüklenirken yüzlerce kilobaytlık JavaScript paketleri indirir: analiz kitaplıkları, A/B testi çerçeveleri, reklam izleyiciler ve sosyal eklentiler(widget)… Hepsi arka planda gizlice çalışır. Ben gizliliğin mimari düzeyde başladığına inanıyorum. Bu konudaki anlayışım baya basit: Sayfada herhangi bir takibe dayalı kod yoksa, olmayan şey veri de toplayamaz niyetiyle platformu hazırlamaya başladım.

Hâlihazırda elimde olan MevzuatRaporu.com isimli alan adını kullandım; çünkü yeni bir isme çok yatırım yapmak istemedim. O kadar ki ilk birkaç ay boyunca evdeki masaüstü bilgisayarımı sunucu hâline getirdim. Platformun ismini bayağı seviyorum çünkü Mevzuat Raporu olmasına rağmen mevzuatla veya hukukla bir alakası yok. Bu tarizli durum da benim için durumu eğlenceli kılıyor.

Zamanla bu alan adını küçük bir sosyal medya platformuna dönüştürdüm. Nasıl çalışacağını belirleme kararı sanırım bir yılımı aldı. Hâlâ da geliştiriyorum ve aynı zamanda yetilerimi test ediyorum. Güncel araçlar eskisinden daha hızlı hareket etmemi sağlıyor ama yine de bu projenin sesini yükseltmeye yetmiyor. Tanıtım yapmıyorum, sektörel etkinliklere katılmıyorum yada projeyi kimseye sunmuyorum. Şu anda o kısım için kendimi bayağı yorgun hissediyorum. Ailem arada bir platformda yazıyor; yazdıkları bazen eğlenceli, bazen dramatik olabiliyor. Birkaç arkadaş ara sıra dahil oluyor. Henüz bu projenin genel nezdinde bakarsak somut bir getirisi olmadı. Ama platform çalışıyor. Evdeki bilgisayara bağımlı geçen aylardan sonra nihayet düzgün bir sunucu sağlayıcısına geçtim; artık odamdaki masaüstü bilgisayara bağlı çalışmıyor. Sanırım bu sürecin en mutlu olduğum anlarından biri buydu. Benim için şimdilik bunlar yeterli.

Bu, hiçbir şey yapmamaktan çok daha iyi hissettiriyor ve en azından bu yazılarımı size ulaştırmamı sağlıyor. Peki sizler ne yapıyorsunuz? Hayatınızda yeniden inşa ettiğiniz bir şey var mı? Benimle paylaşabilirsiniz.

lelacag@gmail.com
♥ 1 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir #707