Sadece Bir Avuç İnsan İçin Hâlâ Orada Olmak
Yazıyı okurken güzel dinlenebilecek bir müzik grubu:
https://roguerecords.bandcamp.com/track/never-going-back
Yıllar önce yaptığımız müziği paylaşabilmek için bir grup kurduk. Amatördük ve ne yapacağımızın ciddiyetini bilmeden daha fazla müzik ürettik. Belki yıllar içinde yüz şarkıya ulaşmıştır. Bunun yanında bayağı da kalabalıklaşan bir kadromuz vardı ve tek gerçek olan şey tutarlı kalmaktı. Askerlik veya benzeri sebeplerden dolayı dağılan gruplara üzülürdüm ve bu durumu pek de tasvip etmezdim. Bir grubun ne olursa olsun devam etmesi gerektiğine inanırdım. Egolar bir şekilde hep düşmandı; buna rağmen benim de fazlasıyla egoist davrandığım zamanlar oldu (Gerçi hâlâ bunları onarmakla uğraşıyorum).
Bir koalayı maskot olarak seçtik. Sadece tembel oldukları için değil, gerçekten tutundukları şeyi bırakmadıkları için bizim için uygundu. Birkaç konser verdik. Küçük bir müzik yarışmasında bir kez üçüncülük aldık. Ayrıca başka yarışmalarda finalist bile olduk; bu tip küçük başarılar o dönem bizi sahnede tutan güzel anlardı. Bir müzik yazarı bizim grup adımızın tanınmamızı zorlaştıracağını söylemişti. Halihazırda bir sloganımız vardı ama yine de kendi ismimizi korumaya karar verdik. Ne değişecekti ki? Önemli olan içerik değil miydi? Aynı zamanda kafamdaki tek fikir devam etmek ve eğlenceli vakit geçirmekti. Daha da büyük bir hedefim yoktu. Genelde sektörel çevrelerin bir parçası olmadık. Diğer grupların söylemekten uzak durduğu ve belki de o dönemde kendilerini sektörün dışına itebilecek şeyleri bizler dile getirdik. Eğrisiyle doğrusuyla insanların iç dünyalarında dile getiremedikleri şeyleri dile getirmek ve bunları aktarırken delidolu, hatta zaman zaman fazlasıyla sert ve argoyla aktarmak ilginç bir deneyimdi; bu yaklaşımımız zaman geçtikçe hal değiştirmiş olsa da sanırım artık daha tutarlı ve düzgün hale geldi.
Yıllar boyunca dinleyicilerden haberler aldık. Üniversite öğrencileri, profesyoneller, mahalle kahvesi müdavimleri şarkılarımızı sevdiğini söyledi. Bazıları yüze yakın şarkı yazıp üretmiş olduğumuza inanamıyordu bile. Şarkılar yüksek kaliteli değildi ve sözler özenle hazırlanmamıştı ama anlık üretilmişlerdi; gerçeği yansıtıyor ve samimiydiler. Çoğu doğaçlama şekilde yapıldı. Sanırım en değerli kısımlarından biri de buydu.
Anımsadığım konserlerden biri de Eskişehir konserimizdi. Günümüzde bile popülerliğini koruyan büyük bir web platformu adına düzenlenmişti. Organizatör Eskişehir'deki bir üniversite öğrencisiydi. Çok heyecanlıydı. Şarkılarımızı gece boyunca kampüs yurtlarında tüm kampüse dinlettiğini söyledi. Bizi şehrine davet etti. Yolculuk masrafları ve konaklama istemiştik. Hobi olarak bu işi yapsak da karşılığı olmasını istemiştik. Grup içinde sık sık sadece bir milyon dolar karşılığında performans sergilediğimizi söyler şakalaşırdık ama kendisine bu sefer bir istisna yapabileceğimizi söylemiştik. Bir milyon dolar o zamanlar dünyadaki en büyük rakam gibi geliyordu.
Eskişehir'e trenle gitmeye karar verdik. Yolculuk garip ve canlıydı. Kompartmanımıza sürekli insanlar geliyordu. Bir doktor, bir Sakaryaspor fanatiği ve diğerleri. Ne yaptığımızı soruyorlardı. Biz de o büyük web platformu için bir konser vereceğimizi anlatıyorduk. Yolda müzik çaldık ve kaydettik. Eğlenceliydi. Ulaştığımızda her şey iyi görünüyordu. Mekân güzeldi. Organizatör kalacak yer olarak kendi evini önerdi ama hepimiz için bu uygun değildi. Şehirde bir arkadaşımızı aradık ve onun yanında kaldık. Bazı dinleyicilerimiz İstanbul'dan geldi. Gelen tek insanlar da neredeyse onlardı.
Neredeyse bomboş bir konser alanında müzik yapıyorduk. Bizim için iyiydi. Çalmamız gereken her şarkıyı bitirdik. O büyük platform etkinliği diye gittiğimiz etkinlik, sadece beş kişiye müzik yaptığımız bir gösteri hâline gelmişti. Sanırım orada internet platformlarının yarattığı o büyük kalabalık algısı hakkında epey aydınlandım. Her şey bir yanılsamadan ibaretti; arka planda sadece büyük bir kuru gürültü vardı.
On kişi için çalmak hiçbir zaman kötü hissettirmedi. "Biri de bir, bini de bir" şiarından giden bir insandım. Hala da bu huyum değişmedi. Zaten müzik stüdyosunda da kendimize ve arkadaşlarımıza müzik yapıyorduk. Asıl beni üzecek şey, başlatmış olduğumuza devam edememekti. Daha önce yazılarımda yazdığım gibi, grubun ışığı şimdi sönük. Bir temel üye başka bir Avrupa ülkesinde yaşıyor. Diğerleri de şu an sessizliğe bürünmüş haldeler. Neden olduğunu bilmiyorum; belki de zamanında bu işten gerçekten keyif alan tek kişi bendim.
Gerçekten müziğin tadını çıkaran birkaç kişi için çalmış olmak hep yeterliydi. Verilen tepkiler benim için yeterliydi ve günü kurtarıyordu. Genel olarak sektörün dışındaydık ve bu şekilde kalmaya da devam ettik; çünkü bu bize söylemek istediklerimizi istediğimiz gibi söyleyebilme özgürlüğü veriyordu.
Bunun herkes için geçerli olup olmadığını bilmiyorum ama kendi hayatıma baktığımda başkalarının dokunmayacağı şeylere başlayabildiğimin farkındayım. Kağıt üzerinde anlamsız, hatta aptalca görünen projeler benim için farklıydı. Küçük şeylerde değer bulmaya özen gösteririm. Bazen de bu uğurda kendimi kandırdığımı düşünüyorum, bazen gerçekçiyim, bazen de işler istediğim gibi gitmiyorsa bırakıyorum. Sanırım çoğumuz aynı şeyi yapıyoruzdur. Pek farkımız yok.
Grubu kurduğumdan beri kafamda bir şey vardı: Yaptığım müzik çok bir şey vadetmese bile bir grubun değişik nedenlerle son bulmaması gerektiğini kanıtlamaktı. Bu benim iş hayatıma da yansıdı. İnsanlara daha önce sahip olmadıkları deneyimler sunmaya çalışıyor ve genelde olduğundan biraz daha özgürce hareket etmelerini istiyordum. Bazı tecrübelerim sanırım bir noktada işe yaradı. Bunların arasında yerel rock geceleri düzenleme, meraklı birkaç öğrenciye Çince öğretme ve zamanında üretilmiş, eşi olmayan mobil uyumlu bir ilan sitesi başlatma çalışması gibi örnekler var. Tabii ki yemek sektörü deneyimim apayrı bir kulvardı, orası da tamamen ayrı bir konu. Mobil uyumlu ilan sitesinde ise fena çuvallamıştık. Ticari olarak başarısız olsak da bana ve süreci dışarıdan izleyenlere ne yapılmaması gerektiğine dair çok net dersler vermişti. Bazen bazı konularda ayaklarım geri gitse bile denemeye devam ediyorum.
Tüm bu boşluklar ve yanlış başlangıçlarla Mevzuat Raporu devam ediyor. Basit bir platform, aynı zamanda kullanıcısına sadece bir veriymiş muamelesi yapmayan bir platform. Bu da bana yetiyor. Muhtemelen başka projelere de başlayacağım ve başlamadan önce diğer test vakalarını inceleyip kendimi bu işten soğutmadan ne olacağına karar veriyorum. Özetle başarısızlıklarımdan ve hoşlanmadığım işlerde çalıştıktan sonra bir sonraki deneyeceklerimin kolay ve eğlenceli olması için çalışıyorum. Tabii her zaman hayat kolay olmuyor ve beklediğin gibi gitmiyor; içimde bana bunları sürekli hatırlatan bir "ben" daha var. Yine de bir müzik grubunda olmak ve bir avuç insana müzik yapmak bana şunu öğretti: Bu dönemden sonra yaptığım her şeyin kolay olması, eğlenceli olması ve her seferinde bana zihinsel bir alan bırakabilmesi çok önemli. Aynı zamanda bunları söylerken bayağı yorgunum da. Bu yorgunluk bunları dile getirmemde neyse ki bana büyük bir yük olmuyor.
Bu arada, yıllarca prova çalışmalarımızı destekleyen sponsorlarımıza ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Bu işletmeler artık yok, ancak onları yöneten insanlar farklı işlere geçmiş durumda ve harika insanlar. Prova fiyatlarımızı asla değiştirmediler ve müzik yaptığımız sürece bize her zaman destek oldular.
En son neye başlamaya karar verdiniz ve yaşadığınız sıkıntılar nelerdi? Benimle paylaşabilirsiniz.
lelacag@gmail.com
Yazıyı okurken güzel dinlenebilecek bir müzik grubu:
https://roguerecords.bandcamp.com/track/never-going-back
Yıllar önce yaptığımız müziği paylaşabilmek için bir grup kurduk. Amatördük ve ne yapacağımızın ciddiyetini bilmeden daha fazla müzik ürettik. Belki yıllar içinde yüz şarkıya ulaşmıştır. Bunun yanında bayağı da kalabalıklaşan bir kadromuz vardı ve tek gerçek olan şey tutarlı kalmaktı. Askerlik veya benzeri sebeplerden dolayı dağılan gruplara üzülürdüm ve bu durumu pek de tasvip etmezdim. Bir grubun ne olursa olsun devam etmesi gerektiğine inanırdım. Egolar bir şekilde hep düşmandı; buna rağmen benim de fazlasıyla egoist davrandığım zamanlar oldu (Gerçi hâlâ bunları onarmakla uğraşıyorum).
Bir koalayı maskot olarak seçtik. Sadece tembel oldukları için değil, gerçekten tutundukları şeyi bırakmadıkları için bizim için uygundu. Birkaç konser verdik. Küçük bir müzik yarışmasında bir kez üçüncülük aldık. Ayrıca başka yarışmalarda finalist bile olduk; bu tip küçük başarılar o dönem bizi sahnede tutan güzel anlardı. Bir müzik yazarı bizim grup adımızın tanınmamızı zorlaştıracağını söylemişti. Halihazırda bir sloganımız vardı ama yine de kendi ismimizi korumaya karar verdik. Ne değişecekti ki? Önemli olan içerik değil miydi? Aynı zamanda kafamdaki tek fikir devam etmek ve eğlenceli vakit geçirmekti. Daha da büyük bir hedefim yoktu. Genelde sektörel çevrelerin bir parçası olmadık. Diğer grupların söylemekten uzak durduğu ve belki de o dönemde kendilerini sektörün dışına itebilecek şeyleri bizler dile getirdik. Eğrisiyle doğrusuyla insanların iç dünyalarında dile getiremedikleri şeyleri dile getirmek ve bunları aktarırken delidolu, hatta zaman zaman fazlasıyla sert ve argoyla aktarmak ilginç bir deneyimdi; bu yaklaşımımız zaman geçtikçe hal değiştirmiş olsa da sanırım artık daha tutarlı ve düzgün hale geldi.
Yıllar boyunca dinleyicilerden haberler aldık. Üniversite öğrencileri, profesyoneller, mahalle kahvesi müdavimleri şarkılarımızı sevdiğini söyledi. Bazıları yüze yakın şarkı yazıp üretmiş olduğumuza inanamıyordu bile. Şarkılar yüksek kaliteli değildi ve sözler özenle hazırlanmamıştı ama anlık üretilmişlerdi; gerçeği yansıtıyor ve samimiydiler. Çoğu doğaçlama şekilde yapıldı. Sanırım en değerli kısımlarından biri de buydu.
Anımsadığım konserlerden biri de Eskişehir konserimizdi. Günümüzde bile popülerliğini koruyan büyük bir web platformu adına düzenlenmişti. Organizatör Eskişehir'deki bir üniversite öğrencisiydi. Çok heyecanlıydı. Şarkılarımızı gece boyunca kampüs yurtlarında tüm kampüse dinlettiğini söyledi. Bizi şehrine davet etti. Yolculuk masrafları ve konaklama istemiştik. Hobi olarak bu işi yapsak da karşılığı olmasını istemiştik. Grup içinde sık sık sadece bir milyon dolar karşılığında performans sergilediğimizi söyler şakalaşırdık ama kendisine bu sefer bir istisna yapabileceğimizi söylemiştik. Bir milyon dolar o zamanlar dünyadaki en büyük rakam gibi geliyordu.
Eskişehir'e trenle gitmeye karar verdik. Yolculuk garip ve canlıydı. Kompartmanımıza sürekli insanlar geliyordu. Bir doktor, bir Sakaryaspor fanatiği ve diğerleri. Ne yaptığımızı soruyorlardı. Biz de o büyük web platformu için bir konser vereceğimizi anlatıyorduk. Yolda müzik çaldık ve kaydettik. Eğlenceliydi. Ulaştığımızda her şey iyi görünüyordu. Mekân güzeldi. Organizatör kalacak yer olarak kendi evini önerdi ama hepimiz için bu uygun değildi. Şehirde bir arkadaşımızı aradık ve onun yanında kaldık. Bazı dinleyicilerimiz İstanbul'dan geldi. Gelen tek insanlar da neredeyse onlardı.
Neredeyse bomboş bir konser alanında müzik yapıyorduk. Bizim için iyiydi. Çalmamız gereken her şarkıyı bitirdik. O büyük platform etkinliği diye gittiğimiz etkinlik, sadece beş kişiye müzik yaptığımız bir gösteri hâline gelmişti. Sanırım orada internet platformlarının yarattığı o büyük kalabalık algısı hakkında epey aydınlandım. Her şey bir yanılsamadan ibaretti; arka planda sadece büyük bir kuru gürültü vardı.
On kişi için çalmak hiçbir zaman kötü hissettirmedi. "Biri de bir, bini de bir" şiarından giden bir insandım. Hala da bu huyum değişmedi. Zaten müzik stüdyosunda da kendimize ve arkadaşlarımıza müzik yapıyorduk. Asıl beni üzecek şey, başlatmış olduğumuza devam edememekti. Daha önce yazılarımda yazdığım gibi, grubun ışığı şimdi sönük. Bir temel üye başka bir Avrupa ülkesinde yaşıyor. Diğerleri de şu an sessizliğe bürünmüş haldeler. Neden olduğunu bilmiyorum; belki de zamanında bu işten gerçekten keyif alan tek kişi bendim.
Gerçekten müziğin tadını çıkaran birkaç kişi için çalmış olmak hep yeterliydi. Verilen tepkiler benim için yeterliydi ve günü kurtarıyordu. Genel olarak sektörün dışındaydık ve bu şekilde kalmaya da devam ettik; çünkü bu bize söylemek istediklerimizi istediğimiz gibi söyleyebilme özgürlüğü veriyordu.
Bunun herkes için geçerli olup olmadığını bilmiyorum ama kendi hayatıma baktığımda başkalarının dokunmayacağı şeylere başlayabildiğimin farkındayım. Kağıt üzerinde anlamsız, hatta aptalca görünen projeler benim için farklıydı. Küçük şeylerde değer bulmaya özen gösteririm. Bazen de bu uğurda kendimi kandırdığımı düşünüyorum, bazen gerçekçiyim, bazen de işler istediğim gibi gitmiyorsa bırakıyorum. Sanırım çoğumuz aynı şeyi yapıyoruzdur. Pek farkımız yok.
Grubu kurduğumdan beri kafamda bir şey vardı: Yaptığım müzik çok bir şey vadetmese bile bir grubun değişik nedenlerle son bulmaması gerektiğini kanıtlamaktı. Bu benim iş hayatıma da yansıdı. İnsanlara daha önce sahip olmadıkları deneyimler sunmaya çalışıyor ve genelde olduğundan biraz daha özgürce hareket etmelerini istiyordum. Bazı tecrübelerim sanırım bir noktada işe yaradı. Bunların arasında yerel rock geceleri düzenleme, meraklı birkaç öğrenciye Çince öğretme ve zamanında üretilmiş, eşi olmayan mobil uyumlu bir ilan sitesi başlatma çalışması gibi örnekler var. Tabii ki yemek sektörü deneyimim apayrı bir kulvardı, orası da tamamen ayrı bir konu. Mobil uyumlu ilan sitesinde ise fena çuvallamıştık. Ticari olarak başarısız olsak da bana ve süreci dışarıdan izleyenlere ne yapılmaması gerektiğine dair çok net dersler vermişti. Bazen bazı konularda ayaklarım geri gitse bile denemeye devam ediyorum.
Tüm bu boşluklar ve yanlış başlangıçlarla Mevzuat Raporu devam ediyor. Basit bir platform, aynı zamanda kullanıcısına sadece bir veriymiş muamelesi yapmayan bir platform. Bu da bana yetiyor. Muhtemelen başka projelere de başlayacağım ve başlamadan önce diğer test vakalarını inceleyip kendimi bu işten soğutmadan ne olacağına karar veriyorum. Özetle başarısızlıklarımdan ve hoşlanmadığım işlerde çalıştıktan sonra bir sonraki deneyeceklerimin kolay ve eğlenceli olması için çalışıyorum. Tabii her zaman hayat kolay olmuyor ve beklediğin gibi gitmiyor; içimde bana bunları sürekli hatırlatan bir "ben" daha var. Yine de bir müzik grubunda olmak ve bir avuç insana müzik yapmak bana şunu öğretti: Bu dönemden sonra yaptığım her şeyin kolay olması, eğlenceli olması ve her seferinde bana zihinsel bir alan bırakabilmesi çok önemli. Aynı zamanda bunları söylerken bayağı yorgunum da. Bu yorgunluk bunları dile getirmemde neyse ki bana büyük bir yük olmuyor.
Bu arada, yıllarca prova çalışmalarımızı destekleyen sponsorlarımıza ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Bu işletmeler artık yok, ancak onları yöneten insanlar farklı işlere geçmiş durumda ve harika insanlar. Prova fiyatlarımızı asla değiştirmediler ve müzik yaptığımız sürece bize her zaman destek oldular.
En son neye başlamaya karar verdiniz ve yaşadığınız sıkıntılar nelerdi? Benimle paylaşabilirsiniz.
lelacag@gmail.com