Gonderi

< Ana Sayfaya Dön
caglar Çiçeği Burnunda Yazarşör
Gönderildi: 2026-09-18 14:00:17
Ölçü

Kanada'ya göçmen olarak gittiğimde, teyzemin restoranında bulaşıkçı/yönetici olarak işe başladım :P . Daha önceden bu restoranda tecrübem vardı; aynı zamanda bu işi hiç sevmiyordum ama o dönemde ülkeye yeni yerleştiğim için elimdeki tek seçenek buydu. Restoranda her boşluğu dolduruyordum: Bulaşıkçı, garson, yönetici, getir götürcü... Nereye ihtiyaç duyulursa oradaydım. Bulaşık yıkamak, restorana giriş için bir tür başlangıç dönemi gibiydi. Yanlış anlaşılmasın mutfakları severim, eğlencelidirler; ama sipariş fişleri ardı ardına gelmeye başladığında ve her bitmemiş görev bir sonraki kişinin mesaisine yığıldığında, işte o zaman sakinliğinizi kaybedebiliyorsunuz.

Böyle bir ortam benim için aslında bir öğrenme eğrisi gibiydi ve bir şeyi açıkça ortaya çıkardı: Bitmemiş iş, herkes için anlık sorunlar yaratır. Ben de buna istinaden elimden geldiğince arkamda bitmemiş iş bırakmamaya gayret ettim. Ne kadar uğraşsam da birçok kez bu konuda başarısız oldum. Bazı görevleri yarım bıraktım ve ikiyüzlü bir şekilde başkalarının aynı şeyi yapmasına sinirlendim. Anlayacağınız, kendi kendime bir dağınıklık üretmiştim.

Mutfak dışında salonda çalışmak da rahatsız ediciydi. Garsonlarla çalışmak, ilişkileri yönetmek... Tüm atmosfer sürekli kendini yineleyen bir kaostu. Yanlış kararlar verdim. Bunlara rağmen arkanda iş bırakmama ölçüsü kafamda yer etmiş oldu ve şu an yaptığım işlerde de bu ölçüyü sürdürüyorum. Tutarsızlık ek iş yükü oluşturuyor ve ben zor koşullardan ziyade bundan hoşlanmıyorum. Başkalarına göre çok temiz olsa da bana göre işleri o kadar da temiz bıraktığıma inanmasam bile yaptığım işlerde ölçülü olma yönüm devam ediyor.

Mutfak genelde işi temiz bitirmeyi öğretti; okul ise belki de bu bitirme işini, dersleri sekiz yıla yayarak yaptı. Ne kadar başarılı olduğum da burada mevzuu bahis değil :). O dönemlerde York Üniversitesi'ne sürekli geri kaydımı yaptırıyordum ama her seferinde iş beni geri çekiyordu. Hemen hemen üniversiteyi tamamladığımı düşünsem de son çizgiye ulaşamamak tabii ki üzüyordu. O süre zarfında üç farklı arkadaş grubum oldu. Bir tanesiyle hala iletişimdeyim. Diğeri, Covid öncesi var olup sonrası kaybolanlar; iletişimimiz sadece çevrimiçi konuşmaya dönüştü ve zamanla söndü. Son grup ise son sekiz aylık denememde oluştu ve sonunda sosyal medya arkadaşları olarak hayatımdaki yerlerini almış oldular. Garip.

Hamzeh Roumani, Zbigniew Stachniak, Jeff Edmonds gibi profesörler, derslerinde ne kadar zorlansam da gerçekten bir şeyler öğrendiğim isimlerdi. Bazı dersler ise boş ve kötü kurgulanmış temalar gibi hissettiriyordu. Bu temaları ortamı okuyarak anlayabiliyordunuz; bazen ders çevrimiçine geçtiğinde de durum aynı şekilde anlaşılabiliyordu. Bazen bazı şeyleri okumada o kadar iyi olmasam da yine de durumu kavrıyordum. Bence siz de anlardınız. Bazen uzun ders süreleri hiçbir şey vermiyor, zihnimi tamamen bir boşluğa bırakıyordu ve bu durum karşısında nerede durduğumu sürekli ölçüyordum. Uzun süreli ve boş hissettiğim dersler, tamamlamam gereken derslerin yükünü katlıyor gibiydi.

Bir yıl ara verdikten sonra tekrar kampüse dönme kararı aldım. Bu sefer kendimi tamamen adapte edebilmek için Japonca dersi aldım. Ders yükümü doldurmam gerekiyordu ve tam zamanlı bir öğrenci olmam için belirli zorunlu dersleri almalıydım. Yalnız bir önceki senemde az ders aldığım için, bir sonraki yılın derslerini seçebilmem adına bazı notlarımı yükseltmem veya o dönem sunulan başka dersleri almam gerekiyordu. Ben aynı materyali tekrar etmek istemedim. Zor geçsem bile aynı içeriği tekrar etmeyi anlamlı bulmuyorum. Burada Japonca, üst sınıf bilgisayar bilimi derslerinin yanında tek seçenek oldu ve bununla idare ettim.

Çin Dili ve Edebiyatı okumuştum ve dil öğrenmeyi ne kadar sevmesem de kağıt üzerinde birinci sınıf Japonca dersinin benim için motive edici ve kolay geçilebilir olacağını düşündüm. Öyle olmadı. İkinci dönem karate maçı gibi hissettirdi; oldukça iyi dil darbeleriyle dövülmüş oldum :). Endişelenmeyin, dersi geçme notu ortalamasının üstünde bitirdim ama sonuçtan memnun değildim. Çünkü beklentimi karşılamamıştı. Aynı olay birinci sınıf Biyoloji dersinde de tekrarlandı. Mezun olmak için fen kredileri gerekiyordu. Seçeneklerim matematik, fizik veya biyolojiydi; ben biyolojiyi seçmiştim. Yararlı olmak ve bir hastalığa çare bulma konusunda yardımcı olabilecek bir kariyer istediğim için samimi bir çabayla bu yolda ilerledim. Yaz dönemiydi ve talep yüksek olduğu için sekiz aylık eğitim materyalini iki aya sığdırmışlardı. Benim için bayağı zordu. Yine de geçtim, ama zar zor. O berbat sonuçlar da bende devam etme isteği yaratmadı. Sahip olduğum ivme iş yüzünden, kendi ilgisizliğimden veya Covid'den dolayı bir şekilde duruyordu.

Yalnız kurumu bayağı seviyorum. York Üniversitesi’nde Ross binasının üzerinde kurucusu Dr. Murray G. Ross’un bir oyma yazısı vardı: "Biz York'ta insanlığın insanlaştırılmasına özel vurgu yapmalı; zihni mekanikleştiren, rutin düşünce yaratan, düşünceyi duygudan koparan, alışkanlığın zekaya hakim kıldığı, insan ruhu ve olanaklarının farkındalığını donduran baskılardan özgürleştirmeliyiz..." Tüm başarısızlıklarım, kaçışlarım ve boşluklarımla bu sözü şimdi daha iyi anlıyorum ve bu benim için gerçekten çok değerli.

Yine de o yıllara geri döndüğümde, pratik sınırlarım netti. Devam edebilmek için kendimi geçindirecek bir işe, kalacağım düzgün bir yere ve en nihayetinde sağlığımın yerinde olmasına ihtiyacım vardı. Ailemden yardım isteyemezdim. Atlantik'in diğer ucundaydılar; işini başarılı bir şekilde satmış ve yurt dışında yaşayan biri için destek istemek hem garip olurdu hem de annemi bayağı endişelendirirdi. Her şeyi kendim halledebilecek kadar büyümüş hissediyordum. İstediğim sektörde kısa süreli iş aramalarım yeterince hızlı sonuç üretmedi ve çalışmalarım bir kez daha durdu. Bu sefer İstanbul'a taşındım, önceki yazılarımda bunu detaylıca anlattım.

Mutfak bana işi temiz bırakmayı öğretti. Üniversite ise madalyonun diğer yüzünü gösterdi: Temel koşullar yerinde olmadığında, devam etmek yalnızca daha eksik çaba üretiyor. Ben dağınıklığa biraz daha dağınıklık eklememeyi tercih ettim. Ve bu ölçüyü hala takip etmeye çalışıyorum. Bitmemiş işler herkesin sorunu haline gelebilir, bazılarınınsa gelmeyebilir. Bense bitmemiş iş bırakmamaya özen gösteriyorum.


Sizlerin bitmemiş işi var mı? Nerelerde takıldınız? Benimle paylaşabilirsiniz.


lelacag@gmail.com
♥ 1 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir #719

Yanıt vermek için giriş yapın.

Yanıtlar (0)

Henüz yanıt yok. İlk yanıtı sen ver!