Gonderi

< Ana Sayfaya Dön
caglar Çiçeği Burnunda Yazarşör
Gönderildi: 2026-09-11 15:46:58 Düzenlendi: 2026-09-11 18:45:00
Tutarlılık benim için nedir?

Önceki yazılarımdan da fark etmişsinizdir ki her seferinde aynı tuhaf anlara geri dönmek gibi bir tutarlılığım var. Aslında tutarlılık benim restoran sektörüne tam giriş yapmadan da öncesine gidiyor. İlk mezun olduğum bölüm Çin Dili ve Edebiyatı'ydı ve en çok hatırladığım şey, elim ağrıyana kadar karakterler kopyalamam ve sınavlardan kıl payı geçmemdi. Bugün Çinceyi neredeyse hiç kullanmıyorum, çoğunu da sanırım unuttum. Ama sahip olduğum tutarlılık muhtemelen orada doğmuş olabilir ve bu kesinlikle yetenekten değil, zorunluluktandı.

Sevmediğim iş, hep geride kaldığımı hissettiğim okullar, yaşadığım hayat: Hepsi benimdi. Sadece bazıları boş hissettirdi.

Yaptığın işte canlı hissetmen gerekiyor. Öyle canlı ki çalıştığında nefes alışverişlerini fark edemeyecek kadar canlı. Öyle bir "canlılık" nadirdir. Ben de bunu hobilerimde ve işimde buldum.

Restoran işinin bir kısmı tuhaf şekilde tatmin ediciydi. Daha önce bahsetmiştim, yemek yapmayı severim. Turizm bölümündeki yemekle ilgili dersleri seviyordum ama geri kalanına ilgi duymadığım için Turizm Otelcilik bölümünden ayrıldım. O detayları daha önceki yazılarımda 1, 2, 3, 4 olarak belirtmiştim. Bayağı şımarıktım ve sektöre değer vermiyordum vesaire. Benim için tutarlı olan kısmı, buna yıllarca devam edebilmemdi.

Yönetimden operasyona, pazarlamadan çevre ilişkisi kurmaya; restoranın neye ihtiyacı varsa oradaydım. Geri çekildiğim anlar da oldu ama bunlar çok sürmedi. Neden çok sürmedi? Başka seçeneğim mi yoktu? Hayır. Bu iş için tutkum var mıydı? O da hayır. Başka bir iş yapabilir miydim? Evet. Ama başladığın işi sonlandırmanın, yenisine başlamaktan çok daha zor olduğunu bilmenizi isterim. Peki, beni orada tutan neydi?

Muhtemelen şu: Yaptığım işte tutarlı olmaya ve hayatıma devam etmeye çalışıyordum. Bir amacım vardı: Bilgisayar Bilimleri bölümünü bitirmek. Bunun için kendimi geçindirmem ve Atlas Okyanusu'nun öbür ucundaki ailemin her şeyin yolunda olduğuna inanmasını sağlamam gerekiyordu. Beni her koşulda ayakta tutan şey de buydu. İşe yaradı mı? Neredeyse, ama tam olarak değil. Ve bu da sorun değildi.

İnadım sadece iş ile sabit kalmadı. Hobilerim de aynı muameleyi gördü. Sanırım Don Kişot şapkamı orada kazandım. Bir müzik grubum vardı. Yanlış hatırlamıyorsam neredeyse on üç üyesi vardı (evet, prova stüdyosuna gelip bizimle çalan herkesi üyemiz sayıyorduk; eğlenceliydi) ve o noktada herkesi toplayıp müzik yapmaya çalışan tek kişinin ben olduğumu hissediyordum.

Dağılan gruplara hep burun kıvırırdım. Elindekinin değerini bilip taşıyamayan harika gruplar vardır. Ama kabul etmem gerekiyor ki gruplar dağılabilirler. Çoğunuzu üzdüğü gibi güzel şeylerin kaybolup gitmesi beni de etkiliyor. Bu doğal. Egolarıyla ve neyi yapıp yapmamalarıyla ilgili bir sürü konuyla uğraşan gruplar dağılabilir de, devam da edebilir. Benim grubum hâlâ sanırım dağılmadı ama yavaşça müzik yapmamaya başladı. O dönemde ben okyanusun ötesine taşındım, bir diğer çekirdek üye de başka bir Avrupa ülkesine göç etti. Bu bizi zor bir durumda bıraktı ama ben her İstanbul’u ziyaret ettiğimde müzik toplaşması düzenleyip devam ettirmeye çalıştım. İşe yaradı mı? Hayır. Ama bir şekilde, tutarlı hissettirdi. Grubun bittiğini söyleyemem. Sadece ışığın şu an çok sönük olduğunu söyleyebilirim. Ve bununla da yetinebiliyorum. Bu da benim bu konudaki tutarlılığım.

Ama her grup sönerek bitmez. Bazıları bayrağı bir sonrakine taşıyabilir. OLCD,'yi örnek vereyim: Şarkıları sizi odanın içine çekebilen ve enerjinizi tekrardan edinebilmeniz için fırsat veren bir grup. Üyelerinden bazıları yeni kurdukları Wine Lips adlı grupta tam olarak bunu yaptı ve hâlâ harika şarkılar yapıyorlar. Bazı insanların devam etme isteği vardır; bazılarının yoktur ve varoluşsal bir krize saplanırlar.

Peki şimdi ne oluyor? Kafeyi sattım. Sağlığım izin vermediği için okulu dondurdum ve İstanbul'a döndüm; ortalama yazılar yazıyorum ve bilgisayar bilimi yeteneklerimi denemek için kurduğum platform, Mevzuat Raporu, şimdilik günlük Türkçe sosyal medya paylaşımlarımı karşılıyor.

Hayat kolay değil. Biliyorum. Dünyanın dört bir yanında bir sürü durum var. Durum. Tabii. Onları çözmek yerine "göz ardı edebilmek" için adlarını değiştirip "sorun" yerine “durum” dedik. Bu da bayağı tarizli bir hâl. Yine de şunu fark etmenizi istiyorum: Bu sorunlar er ya da geç çözülecek. Peki siz kendinizinkileri çözdünüz mü? Bu soruyu ben de kendime her seferinde soruyorum. O tutarlılık hissini yeniden yakalamaya çalışıyorum ki oyuna geri dönebileyim.

Dahil olduğum müzik grubunun ışığı sönük, sağlığım idare eder, son on yılın yazıları ortalama ve Mevzuat Raporu hâlâ deneme aşamasında. Hiçbiri bitmedi ve biteceğini de bilmiyorum. Ama Don Kişot'a sönük ışıkları sorsak kesinlikle derdi ki: “Sönük ışıklar da hâlâ ışıktır, mücadeleye devam edin.”

Şimdilik hâlâ toparlanıyorum.

Bana hikâyenizi anlatın. Tutarlılık sizin için nedir?
lelacag@gmail.com
♥ 0 Beğen 💬 1 Yorum ⚠️ Bildir #697

Yanıt vermek için giriş yapın.

Yanıtlar (1)

@Azize 2026-09-11 18:45:00
Fazla mütevazi bir yazı...Bir başkasının yapamayacağı cesareti ve mücadeleyi verdin seninle her zaman gurur duydum başarılarının devamını dilerim.