Mevzuat Raporu'na hoş geldiniz

Mevzuat Raporu kişisel verilerin gizliliğine özen gösteren, sizi izlemeyen , sadece içeriğe odaklı, rahat bir sosyal medya platformudur.

mete Çiçeği Burnunda
Gönderildi: 2026-09-11 18:42:48 Düzenlendi: 2026-09-11 19:00:32
2026/2027 Öğretim yılı için öğretmenlerimiz ve öğrencilere sonsuz başarılar diliyorum.
♥ 1 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir #701
caglar Çiçeği Burnunda Yazarşör
Gönderildi: 2026-09-11 17:54:58 Düzenlendi: 2026-09-11 18:51:46
Neden her sarı kedinin adı ya Tarçın veya Limon yada şişmansa Garfield. Başka isim bulamıyor muyuz bunlara? Bir sarı kedim olursa oniki diye isim takabilirim.

#sarı #kedi #isim
♥ 1 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir #700
paraz46 Çiçeği Burnunda
Gönderildi: 2026-09-11 16:28:49 Düzenlendi: 2026-09-11 17:10:41
11.09.2026 Cuma hayırlı cumalar diyerek başlıyoruz işimize. Şimdi 10 dk dinlenmek için mevzuat raporuna geldim.
Sene 2002 ve yaz tatilindeydik annem, ben,kardeşim. Gözüme sürme çektim ve ertesi gün buğulu bir ortam. Ardından apar topar göz hastanesine oradan nörolojiye sevk ve nur topu gibi MS’le tanışma :)
Tamam o kadar komik değil uzun bir süreç ve mücadele.
İnkar etmeler..
Kendime yakıştıramıyordum.
MS nedir diyordum MİLLATTAN SONRA MI🤣🤣🤣🤣hep dalgaya aldım.
Sonrasını yarın yazarım YORULDUM
♥ 3 Beğen 💬 1 Yorum ⚠️ Bildir #698
caglar Çiçeği Burnunda Yazarşör
Gönderildi: 2026-09-11 15:46:58 Düzenlendi: 2026-09-11 18:45:00
Tutarlılık benim için nedir?

Önceki yazılarımdan da fark etmişsinizdir ki her seferinde aynı tuhaf anlara geri dönmek gibi bir tutarlılığım var. Aslında tutarlılık benim restoran sektörüne tam giriş yapmadan da öncesine gidiyor. İlk mezun olduğum bölüm Çin Dili ve Edebiyatı'ydı ve en çok hatırladığım şey, elim ağrıyana kadar karakterler kopyalamam ve sınavlardan kıl payı geçmemdi. Bugün Çinceyi neredeyse hiç kullanmıyorum, çoğunu da sanırım unuttum. Ama sahip olduğum tutarlılık muhtemelen orada doğmuş olabilir ve bu kesinlikle yetenekten değil, zorunluluktandı.

Sevmediğim iş, hep geride kaldığımı hissettiğim okullar, yaşadığım hayat: Hepsi benimdi. Sadece bazıları boş hissettirdi.

Yaptığın işte canlı hissetmen gerekiyor. Öyle canlı ki çalıştığında nefes alışverişlerini fark edemeyecek kadar canlı. Öyle bir "canlılık" nadirdir. Ben de bunu hobilerimde ve işimde buldum.

Restoran işinin bir kısmı tuhaf şekilde tatmin ediciydi. Daha önce bahsetmiştim, yemek yapmayı severim. Turizm bölümündeki yemekle ilgili dersleri seviyordum ama geri kalanına ilgi duymadığım için Turizm Otelcilik bölümünden ayrıldım. O detayları daha önceki yazılarımda 1, 2, 3, 4 olarak belirtmiştim. Bayağı şımarıktım ve sektöre değer vermiyordum vesaire. Benim için tutarlı olan kısmı, buna yıllarca devam edebilmemdi.

Yönetimden operasyona, pazarlamadan çevre ilişkisi kurmaya; restoranın neye ihtiyacı varsa oradaydım. Geri çekildiğim anlar da oldu ama bunlar çok sürmedi. Neden çok sürmedi? Başka seçeneğim mi yoktu? Hayır. Bu iş için tutkum var mıydı? O da hayır. Başka bir iş yapabilir miydim? Evet. Ama başladığın işi sonlandırmanın, yenisine başlamaktan çok daha zor olduğunu bilmenizi isterim. Peki, beni orada tutan neydi?

Muhtemelen şu: Yaptığım işte tutarlı olmaya ve hayatıma devam etmeye çalışıyordum. Bir amacım vardı: Bilgisayar Bilimleri bölümünü bitirmek. Bunun için kendimi geçindirmem ve Atlas Okyanusu'nun öbür ucundaki ailemin her şeyin yolunda olduğuna inanmasını sağlamam gerekiyordu. Beni her koşulda ayakta tutan şey de buydu. İşe yaradı mı? Neredeyse, ama tam olarak değil. Ve bu da sorun değildi.

İnadım sadece iş ile sabit kalmadı. Hobilerim de aynı muameleyi gördü. Sanırım Don Kişot şapkamı orada kazandım. Bir müzik grubum vardı. Yanlış hatırlamıyorsam neredeyse on üç üyesi vardı (evet, prova stüdyosuna gelip bizimle çalan herkesi üyemiz sayıyorduk; eğlenceliydi) ve o noktada herkesi toplayıp müzik yapmaya çalışan tek kişinin ben olduğumu hissediyordum.

Dağılan gruplara hep burun kıvırırdım. Elindekinin değerini bilip taşıyamayan harika gruplar vardır. Ama kabul etmem gerekiyor ki gruplar dağılabilirler. Çoğunuzu üzdüğü gibi güzel şeylerin kaybolup gitmesi beni de etkiliyor. Bu doğal. Egolarıyla ve neyi yapıp yapmamalarıyla ilgili bir sürü konuyla uğraşan gruplar dağılabilir de, devam da edebilir. Benim grubum hâlâ sanırım dağılmadı ama yavaşça müzik yapmamaya başladı. O dönemde ben okyanusun ötesine taşındım, bir diğer çekirdek üye de başka bir Avrupa ülkesine göç etti. Bu bizi zor bir durumda bıraktı ama ben her İstanbul’u ziyaret ettiğimde müzik toplaşması düzenleyip devam ettirmeye çalıştım. İşe yaradı mı? Hayır. Ama bir şekilde, tutarlı hissettirdi. Grubun bittiğini söyleyemem. Sadece ışığın şu an çok sönük olduğunu söyleyebilirim. Ve bununla da yetinebiliyorum. Bu da benim bu konudaki tutarlılığım.

Ama her grup sönerek bitmez. Bazıları bayrağı bir sonrakine taşıyabilir. OLCD,'yi örnek vereyim: Şarkıları sizi odanın içine çekebilen ve enerjinizi tekrardan edinebilmeniz için fırsat veren bir grup. Üyelerinden bazıları yeni kurdukları Wine Lips adlı grupta tam olarak bunu yaptı ve hâlâ harika şarkılar yapıyorlar. Bazı insanların devam etme isteği vardır; bazılarının yoktur ve varoluşsal bir krize saplanırlar.

Peki şimdi ne oluyor? Kafeyi sattım. Sağlığım izin vermediği için okulu dondurdum ve İstanbul'a döndüm; ortalama yazılar yazıyorum ve bilgisayar bilimi yeteneklerimi denemek için kurduğum platform, Mevzuat Raporu, şimdilik günlük Türkçe sosyal medya paylaşımlarımı karşılıyor.

Hayat kolay değil. Biliyorum. Dünyanın dört bir yanında bir sürü durum var. Durum. Tabii. Onları çözmek yerine "göz ardı edebilmek" için adlarını değiştirip "sorun" yerine “durum” dedik. Bu da bayağı tarizli bir hâl. Yine de şunu fark etmenizi istiyorum: Bu sorunlar er ya da geç çözülecek. Peki siz kendinizinkileri çözdünüz mü? Bu soruyu ben de kendime her seferinde soruyorum. O tutarlılık hissini yeniden yakalamaya çalışıyorum ki oyuna geri dönebileyim.

Dahil olduğum müzik grubunun ışığı sönük, sağlığım idare eder, son on yılın yazıları ortalama ve Mevzuat Raporu hâlâ deneme aşamasında. Hiçbiri bitmedi ve biteceğini de bilmiyorum. Ama Don Kişot'a sönük ışıkları sorsak kesinlikle derdi ki: “Sönük ışıklar da hâlâ ışıktır, mücadeleye devam edin.”

Şimdilik hâlâ toparlanıyorum.

Bana hikâyenizi anlatın. Tutarlılık sizin için nedir?
lelacag@gmail.com
♥ 0 Beğen 💬 1 Yorum ⚠️ Bildir #697
Azize Çiçeği Burnunda
Gönderildi: 2026-09-10 20:57:21 Düzenlendi: 2026-09-11 17:44:00
Merhaba; ben bunca yıllarımı, hiç bir art niyet olmaksızın, arkadaşımı ve yakınlarimi arayarak, gönüllerini alan, hatırlarını soran bir insanım. Ben bu duygularla besleniyorum. Kötü duygu beni çok kötü yapıyor ve kaldıramıyorum. Bu sebeple dünyam güzel şeylerle dolu diyebilirim. Bu son zamanda içimdeki değerleri kaybeder oldum artık. Farklı bir durum içindeyim. Onu çözersem yazacağım.
♥ 2 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir #689
caglar Çiçeği Burnunda Yazarşör
Gönderildi: 2026-09-09 18:26:00
Zamanla tipi Russell Peters'a benzeyen bir akrabam var. Bunun neden olduğunu anlamadım, algıda seçicilik de olabilir. Yalnız bunu ona söylesem mi söylemesem mi diye de baya düşünüyorum. Garip hisler.
♥ 0 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir #671
caglar Çiçeği Burnunda Yazarşör
Gönderildi: 2026-09-09 18:18:08 Düzenlendi: 2026-09-10 21:42:52
Bir İşletmeyi Satmak ve Hayata Devam Etmek

Bir kafeyi işletmek bana öğretti ki başarılı olmak, aynı zamanda her şeyin kolaylaşacağı anlamına gelmiyor.

Bu durum benim başıma Galata Cafe'de geldi. Kafe; topluluk nezdinde ve yerel basında dışarıdan bayağı sağlam görünüyordu. Dergilerde, gazetelerde ve televizyonda çıkan boy boy haberler; beraberinde gelen zorlayıcı saatler, bazen bitmeyen istekler ve bazen de içinizde oturan garip sessizlikler... Bu tür garip sessizlikler insanı iyi hissettirmiyor.

CBC'den bir yazı:
https://www.cbc.ca/news/canada/toronto/turkish-cafe-galata-1.6575066
(Yazıda bir hata vardı. Amcamın mutfağı demişlerdi ama o benim teyzemin mutfağıydı :) )

Kafeyi işletirken düşüncelerin arasında sıkışmış bir haldeydim; bir yandan kafede çalışıyor, diğer yandan Bilgisayar Bilimleri eğitimimi tamamlamaya çalışıyordum. İkisi uyuşmuyordu ve her seferinde kendime aynı soruyu soruyordum: "Gerçekten bunu hayatımın sonuna kadar yapmak istiyor muydum?"

Kafeyi satmak benim için zor bir karardı. Hayatım bir yol ayrımındaydı. Kira sözleşmesi bitiyordu. Ya sözleşmeyi yenileyecek ya başka bir yere taşınacak ya da tamamen kapatacaktım. Benim hedefim tamamen kapatmaktı çünkü bu işten gerçekten haz almıyordum. Sadece her şeyi geride bırakıp yeni bir sayfa açmak istiyordum.

Bina sahibiyle pazarlıklarımız sonuçsuz kaldı. Zaten orada mutlu değildim ve adil olmak gerekirse, bu tek taraflı da değildi. Bazı sorumluluklar hiçbir zaman yerine getirilmiyordu. Yani anlayacağınız sorunlara sebep olan tek kişi bu sefer ben değildim :) Eski kira sözleşmesini teyzem imzalamıştı ve yeni sözleşmedeki taleplerim farklıydı. Anlaşamadık, ben de durumu kabul ettim. Sürenin sonunda ya taşınacağımı ya da kapatacağımı bildirdim.

Bu durum beni tam bir ikilemde bıraktı. Bir yandan ekipmanları satmaya çalışıyor, diğer yandan yeni bir yer arıyordum. Tüm bunlar olurken sevmediğim bu işin tek gelir kaynağım olduğunun farkındaydım. Sattıktan sonra ne yapacaktım? Restoran sektöründe on yıl çalıştıktan ve tek gelir kaynağınız bu olduktan sonra aklınızda elbette “bundan sonra ne yapacağım?” sorusu oluşuyor. Bu bence kendini tuzağa düşürmek gibi. Bu yüzden o tuzağa düşmeyin. Dünya bayağı anlamlı ve bir şey yapmak isterseniz her zaman bir fırsat var. Benim en büyük hatam sonrasında dünyanın ne sunabileceğini unutmak oldu ve ironik ama, o fırsatı hâlâ bekliyorum. Belki de kendim yaratmalıyım.

Uzun lafın kısası: Ekipmanları satmaya karar verdiğimde, yakın bir aile dostumuz kafeyi satmamı isteyip istemediğimi sordu. Tesadüfen, işletecekleri bir yer arayan ama bütçesi kısıtlı bazı insanlar duymuş. Ben de dedim ki, “Gelsinler konuşalım”. Geldiler. İkisinin de gıda sektöründe çalışmış olması, ben gittiğimde kafeyi ayakta tutabileceklerine dair beni ikna etti. Sonunda kafeyi ve ekipmanlarını görüşmeler sonunda onlara sattım. Duyduğuma göre mutlu bir şekilde işletmeye devam ediyorlarmış.


Kendi hatalarınızla ve başarılarınızla inşa ettiğiniz bir şeyden ayrılmak zordur. Hayatımda sabah beşte kalkıp simit pişirmek yoktu artık, çalışanların sahte "geç kalacağım" telefonlarıyla uğraşmak da yoktu, dükkanı daha iyi bir yer yapmak için birikim yapacağım diye "yavaş geçer" düşüncesiyle sakin günde eleman çağırmayıp aksine dükkanı müşterinin basması da yoktu. Dükkanı sattığım için bunların hiçbiri kalmamıştı. Ama bırakmak yine de zordu ve alttan alta iç sesim: "Okulunu geciktirmekle suçladığın kahve dükkanı gitti. Şimdi git ve ne yapmak istiyorsan onu yap." diyordu.

İç sesim bunları demesine rağmen tabii ki işe yaramadı.

O sıralarda sağlığım sessizce bozulmaya başlamıştı ve nedenini bilmiyordum. Satıştan sonra taşındım (bu da başka bir hikaye) ve eğitimime geri döndüm. Ama her oturduğumda "Ben burada ne yapıyorum? Bunlar bana uzak." gibi hislerle uğraşıyordum. Bu yaşıma kadar akademisyen olmuş olmalıydım. Tabii bu benim egomun bana teyidiydi ve bu ego konuşmaları sizi bayağı zehirleyebiliyor. O tuzağa ben düştüm, aman siz düşmeyin.
Dışarıdan bakınca her şey yolundaydı. İçeriden bakınca hiçbir şey yolunda değildi.

Türkiye'ye gidip gelmeye devam ettim ve annemin sağlığım hakkındaki endişesi, sandığımdan çok üstüme baskı kuruyordu. Ailemin bütün hayatı Türkiye'deydi ve onları benim için bunu terk etmeye zorlayamazdım. Sadece benim için okyanusun diğer tarafına onları sürüklemek bayağı bencillik olurdu. Hikayem şöyle olabilirdi: "Güçlü kaldım, sağlığımla ilgilendim, eğitimimi bitirdim ve mutluyum." Bayağı güzel olurdu böyle olsaydı ama bana uymadı. Keşke o mutlu sona sahip olsaydım ama sanırım hayatın bana öğreteceği dersler hâlâ mevcut. Sağlığınız bozulduğunda kendinizi hiçbir ölçüyle ölçmüyorsunuz. Ne kariyer ne eğitim; geriye tek bir soru kalıyor, o da sadece hayatta kalmakla ilgili. Ben İstanbul'a taşınıp baştan başlamayı tercih ettim ve bence bayağı iyi bir karar verdim. Çünkü ailemleyim.

Şimdiye kadar fark ettim ki yazdığım her hikayede "neden taşındım, işi ve okulu bıraktım?" sorusunun cevabını vermeye çalışıp bu durumu savunuyorum. Neredeyse ölüp geri gelmiş gibi hissetmem bence bayağı şey açıklıyor. Ayrıca size anlatabileceğim başka ailevi yönler de var ama bunlar bambaşka hikayeler örgüsü, o yüzden konuları sadece kendime ait sınırlar içerisinde tutmaya devam ediyorum.

Sonuç olarak, bir işletmeyi satmak zordur; eğer bunu yapabilirseniz ve bir sonraki aşamaya geçebilirseniz harikasınız ve yalnız değilsiniz. Belki şu an her şeye cevap bulamıyorsunuzdur ama en azından bir karar verdiniz. Ben de bir karar verdim ve sağlığım şimdi daha da iyiye gidiyor.
Hayatınızda neler olduğunu bana da anlatın.
(lelacag@gmail.com)
♥ 0 Beğen 💬 1 Yorum ⚠️ Bildir #686
caglar Çiçeği Burnunda Yazarşör
Gönderildi: 2026-09-08 19:19:23 Düzenlendi: 2026-09-09 10:26:14
Okumak ve Çalışmak (İkisini bir arada yapmak kesinlikle benlik değil)

Daha önce de bahsettiğim gibi birkaç bölüm okudum. Bazılarını bitirdim, bazılarından ayrıldım, bazılarını da devam ettiremedim. Bu üç durumu hepsiyle size anlatacağım ki bireysel bir perspektiften net bir tablo ortaya çıksın.

Üniversitede bir yıl Turizm ve Otelcilik İşletmeciliği okudum. Bu arada, kendime cep harçlığı çıkarmak ve kendime bir şeyler alabilmek için çevrimiçi serbest işler yapabilecek kadar tasarım yazılımı öğrendim. Mesele şu ki, Turizm ve Otelcilik'ten haz almıyordum, keza sektör de beni kollarını açarak karşılamadı zaten. Okulumda sevdiğim tek şey bazı derslerdir. Gıda Mühendisliği, yemek dersi, işletme dersi vesaire. Yemek yapmayı sevdiğim için bunlar iyi gidiyordu ama gerisi asla sevmediğim şeylerdi. Maddi durumum bir öğrencinin maddi durumu neyse öyleydi ve gün içinde oniki saatten fazla çevrimiçinde bulunup tasarım işleri ararken, bir yandan da arkadaşlarımla sohbet ediyor, çapsız işlerle uğraşıyordum (bir punk grubundaydım o da başka hikaye). Fark edeceğiniz gibi bu nitelikteki bir tavırlarla da bulunduğum yerden mutlu değildim. Okul evden iki buçuk saat uzaktaydı ve iki otobüs değiştirmem gerekiyordu. Sonunda bir daireye taşındım ve bu daire berbat bir yerdi. Hayat beni bir şekilde şımartmış ve hiçbir şeyden memnun kalmayan biri haline getirmişti. Peki şımarık, ergenliğine takılmış biri ne yapar? Tam olarak yaptığım şeyi. Üniversiteden ayrıldım ve üniversite sınavına yeniden girdim.


Sonrasında ne mi oldu: Çince Dil ve Edebiyatı Bölümü başlıyor.

Hâlâ bilmiyorum neden daha ilk etapta üniversitede kimya bölümüne devam etmedim (o da başka hikaye), ama sanırım evrenin bunda bir payı vardı. Neyse, sınavın ardından yeni bir bölüme kabul edildim. Dil öğrenmeyi hiç sevmem ama yine de Çince'yi seçtim. Neden? Tarihi severim ve Asya tarihini anlamadan önce ona ait dilleri bilmem gerektiğine inanıyordum. Cehaletim bayağı büyüktü. Asya geniş bir kıta ve herkes Mandarin Çincesi veya Japonca konuşmuyor. Ama tarihe olan bağlılığımdan dolayı Çince'yi seçtim, böylece Türk tarihi köklerini araştırmak için Asya'nın köklerini çalışabilirdim. Amacım mezun olmak, Asya Tarihi yüksek lisansına girmek ve akademisyen olmaktı. Olmadı. Mezun olduktan sonra yüksek lisansa kabul edilmeme rağmen Kanada'ya gittim.

Neyse, uzun lafın kısası: Kanada'ya taşındıktan sonra yeni zorluğum başladı. Daha önceki yazılarda belirttiğim gibi, (yemek pişirme bir zorluk haline geldi — başlamak) bir restoranda çalışmaya başladım. Turizm ve Otelcilik'e başlamadan önce Bilgisayar Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri bölümlerine başvurmuştum ve o eski başvuruyu canlandırıp eğitimime başladım.

Hayvanlara duyduğum sevgi her zaman kalbimdeydi; çocukken veteriner olmak istemiştim. Ama bilgisayarlarla devam etmeye karar verdim çünkü duygusal olarak etkilemeyeceklerini düşündüm (şimdilik). Çocukluğumdan beri web sayfaları tasarlıyordum ve çiplerin ve devrelerin aslında nasıl çalıştığını öğrenmek çok istiyordum. Bu şekilde Bilgisayar Bilimleri yolculuğum başladı.

Sorun, bu programı hiçbir zaman gerçekten istediğim gibi okuyamadım. Temel mesele şuydu: okumak tam zamanlı bir işti, benim de restoranda tam zamanlı bir işim vardı ve ikisi birbiriyle korkunç şekilde çakışıyordu. Bazı dersleri tamamlamam yıllarımı aldı. Her şeyi tasfiye edip okulu tek önceliğim yapmaya çalıştığımda da çok geçti, bu sefer idare ettiğim sağlığım artık idare edilemez hale gelmişti buna takriben her şeyi bıraktım, resmen on bir yıl boyunca hayatımda kurduğum her şeyi: kafeyi, restoran işini, Bilgisayar Bilimleri'ni. Sanırım doğru karardı. Ölmediğime seviniyorum. Bu yüzden tüm bu olaylardan çıkardığım ders şuydu: hem tam zamanlı okuyup aynı zamanda tam zamanlı çalışmak benim için uygun değil. Sizin için de olmayabilir. Bunun için utanmayın. Her şeyi kendi başımıza halledebilecekmişiz gibi görünmeye hep eğilimliyiz, kimseye muhtaç olmadan. Ama bazen bu işe yaramıyor. Benim işime yaramadı ve bazılarınızın da aynı döngüde sıkışmış olduğunu biliyorum. Faturaları ödeyecek biri olması gerektiğini ve hayatın kolay olmadığını da biliyorum ama daha azıyla zamanında idare edebildiniz, o zaman yine aynısın daha azıyla yetinerek tekrar edebilirsiniz? Her şeyi bıraktığımda temel niyetim bu şekildeydi. Artık oynamıyorum, çünkü hayatımda yeni bir şey olmadan önce kendime iyi bakmam gerekiyor.

Yalnız bu hiçbir şey yapmadığım anlamına gelmiyor elbette. Bu hayatımla ilgili yaşananları anlatmak için ortalama bir şekilde yazmaya devam ediyorum ve şimdilik Mevzuat Raporu'nu inşa ediyorum ;)


Söyleyin bakalım, sizin zorluklarınız neler?
lelacag@gmail.com
♥ 0 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir #683
caglar Çiçeği Burnunda Yazarşör
Gönderildi: 2026-09-07 21:49:20 Düzenlendi: 2026-09-08 17:56:25
Başlamak
Herhangi bir şeye başlamaya karar vermek bile zordur. Size ne yapacağınızı söyleyen kimse olmadığında, kelimenin tam anlamıyla her şeyi oldurmak zormuş gibi gelebilir. Peki tekrardan başlama isteğinizi nasıl kazanırsınız? Her zaman dışarıya bakıp, “Ya, bu insanlar ne kadar üretken. Ben son zamanlarda ne yaptım?” diye mi düşünürsünüz? Bu sorgulama büyük bir hata ve ben bu temel hatayı yapanlardan biriyim; aynı zamanda tek olanın ben olduğumu da zannetmiyorum.


Nasıl başlanır, hatalardan ders alabiliyor muyuz?


Kendinize sürekli “Son zamanlarda ne yaptım?” diye soruyorsanız bu gerçekten zordur. Bu soruyu moralinizi düşürecek başka perçinleyici bir soru takip eder: “Eee, sonra?”

Kafeyi satıp Toronto’dan İstanbul’a büyük bir sıçrayış yaptıktan sonra işler benim için biraz bulanıktı. Ülkeler arasında taşınmak için iyi tasarlanmış bir planım yoktu; aynı zamanda bunu ikinci kez deneyimliyordum :) İşim yoktu ve Türkiye’deki çevremle iletişimim sönükleşmişti (ki bu dürüst olmak gerekirse tuhaf bir durum). “Yüzsüz”ün anlamını herkes bilir, yani “utanmaz, ısrarcı” anlamına gelir ve benim böyle biri olma ihtimalim bayağı düşük. Bu yüzden insanlara bir iş hakkında bir kez sorduktan sonra tekrar sormam.

Görünüşe göre mülakatlarda da şansım yaver gitmedi. Birkaç teknoloji şirketiyle mülakat yaptım ve bunlardan biri son derece tuhaf hissettirdi çünkü hiçbir mahremiyetimin olmadığını hissettiğim bir grup mülakatıydı. Tüm kurulum yanlıştı. Gizlilik satan bir şirket, beş adayın birbirinin duyabileceği mesafede oturduğu ve birinin ekran arkasından sessizce not aldığı bir grup mülakatı yürütüyordu. Ana satış noktası gizlilik olan bir şirket, hiçbir gizlilik sunamadı. İsmini vermeyeceğim; anlamışsanız, anlamışsınızdır.

Her neyse, sadede gelelim. Kendinize sizi aşağıya çeken soruları sormaya devam ediyorsanız, bir yan proje başlatın. Bu, daha önce düşünmediğiniz seçenekleri ortaya çıkarabilir. Ya da gönüllü bir iş edinin. X'te Topluluk Yazarlığı yapıyorum ve evet, sizin yapay zeka tarafından üretilen sahte haberlerinizi derecelendirdiğimiz bir pozisyondayım :P

Her şeyden önce, benim durumum bazı açılardan tuhaf çünkü on yıldan fazla bir süre bir yerde yaşadıktan sonra oradan tekrardan göç etmek isteyen pek insan yok. Bunu bir perspektife oturtmak gerekli. Öte yandan, bir projeye başlamanın büyük bir sorumluluk getirdiğini biliyorum ve birisi için çalışmanın daha az baş ağrısı anlamına geldiğini de biliyorum. Ancak, istediğiniz işi bulamıyorsanız ne yapacaksınız? Kendi işinizi yaratacaksınız.


Kafenin sahibi olarak şirketin varlıklarını kurtarmak ve borçlarını temizlemek için birkaç yıl boyunca ücretsiz olarak çalıştım; neredeyse bir gönüllü gibi işletmeyi işlettim. Zor ve acı vericiydi çünkü çoğu zaman yaptığım işi sevmiyordum; kendimi hiçbir zaman bir kahve dükkanı işletirken görmemiştim. Bu yüzden kendinizi yapacağınızı görmediğiniz işte çalışma tuzağına düşmeyin, çünkü çıkış süreci çok sancılı olabiliyor. Sonunda şanslıydım çünkü kafeyi satmayı başardım. Sağlığım kötüye gidiyordu ve tek bir şeye bile odaklanamıyordum. Bundan tek anladığım; kendi yarattığınız bir işi kurtarmak için hayatınızı feda etmeyin. Bu sadece bir iş ve eğer bu işin hayatınız olmasını istiyorsanız, onu akıllıca seçin. Büyük bir sorumluluk gerektiriyor. Kafeyi ilk satın aldığımda ne yaptığımı bile bilmiyormuşum dedim. Bu benim için büyük bir öğrenme süreciydi. Bu yüzden temel tavsiyem şu: Kalbinizin ait olmadığı hiçbir şeye başlamayın. Kendim, arkadaşlarım ve ailem için yemek pişirmeyi seviyorum ama toplu yemek hizmeti vermeyi değil, sadece yemek pişirmeyi.

Yeni projeler neler olabilir?

Sosyal medyayı hem seviyor hem de gizlilik ihlalleri nedeniyle aynı anda ondan nefret ediyordum. Bu yüzden takip kodları tarafından izlenmediğiniz (JavaScript içermeyen) Mevzuat Raporu'nu kurmaya karar verdim. Hâlâ deneme aşamasında, böylece üzerinde rahatça oynayabiliyorum. Harika bir şey; en azından benim, ailem ve platformdaki diğer 20 kişi için :) Yazılım üretmek kolay değil ancak bugünün araçlarıyla; yapılandırılmış iyi bir fikriniz, bilgisayar mimarisi ve yazılım bilginiz varsa çok ileriye gidebilirsiniz. Bu yetkinlikleriniz varsa yazılım konusu cebinizde. Mesele şu ki yazılım tek seçenek de değil; gerçek hayatta her yerde zorluklar var. Onlara sadece doğru açıdan bakmanız gerekli, o zaman görünürler. Benim açımdan ben bayağı açıyı görebiliyorum, yalnız bunları görürken de her seferinde kendime diğer bir harika soruyu soruyorum: “Bunu hayatın boyunca yapmak istiyor musun?” Bu harika bir soru çünkü bunu sormak anahtar bir fikrin kapısını açıyor: İçinizde doğru bir istek varsa, bu doğru iş isteğinizi devredebileceğiniz insanları da bulmanız gayet olasıdır. Kuracağınız işi tüm hayatınız boyunca yapacağınız kesin değildir. Belki de yaparsınız, kim bilir. Ancak bu işi yorulmadan yapmaya istekliyseniz başlayın. Hiçbir şey sizi durduramaz ve eninde sonunda yaptığınız işte başarılı olursunuz.

Bana gelirsek, yeniden yazmaya başladım ve yan projelerimi bunun etrafında kuruyorum. Çok değiller ama "son zamanlarda ne yaptım?" sorusuna yanıt verebiliyorlar.

Peki, siz neler yapıyorsunuz? Bana bildirin.

lelacag @ gmail.com adresinden bana e-posta gönderebilirsiniz.
♥ 1 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir #681