🔍 Arama

Arama Sonuçları: @caglar'nin Gonderileri (40 sonuç)

caglar avatar caglar
Çiçeği Burnunda Yazarşör ⭐
8 Eki 2026 • 14:10 Düzenlendi
Fark
İşgüzar iş ile Faydalı iş arasındaki ayrım

Müziği dinleyelim :https://www.youtube.com/watch?v=4DYocIM-YXo

Herkesin bildiği üzere iş hayatının kendine özgü yanları var. Bir işi yaparken hızlıca hareket ettiğinizde insanlar genellikle size daha temkinli yaklaşırlar. Asıl soru, bu meşguliyetin ve hızın gerçekten bir fayda sağlayıp sağlamadığıdır. Öte yandan, faydalı olmak çok daha zordur. Gerçek sorunları çözmenin, ender olsa da her zaman görünür sonuçları olmayabilir. Eğer bir mutfakta çalışma deneyiminiz olduysa faydalı iş ile işgüzar iş arasındaki farkı kolayca ayırt edebilirsiniz. Gerçi bu sadece mutfak deneyimiyle de sınırlı değildir ama mutfak, sanırım benim için bu algının temelini oluşturan yerlerden bir tanesi. Gece boyunca sürekli hareket edebilir, maşanızla bir yengeç gibi sesler çıkararak oynayabilir ve her anı doluymuş gibi gösterebilirsiniz. Ancak bu, bir sonraki vardiyadaki kişiye iş yığmadığınız anlamına gelmez. Mutfaklardaki deneyimlerim bana bu ayrımı net olarak öğretti: Gerçek ilerleme, işin doğru şekilde bitirildiği zaman olur. Sürekli hareket halinde olmanız hiçbir şeyi değiştirmez. Bu hareket hali dışarıdan bayağı etkileyici gözükse de sadece iş gerçekten tamamlandığında değer kazanır.

İşgüzarlık, belirgin boşlukları da görünür hale getirir. Yapılan eylemler gerekliymiş gibi görünür, herkesi meşgul eder ama bu görevler aslında sadece başka görevler doğuran işlere dönüşür. Bu, iş sahasında gördüğünüz verimsizliğin ana sebebidir. Yarım temizlenmiş bir istasyon, tamamlanmamış veya yeni başlanmış bir hazırlık listesi, eksik devredilmiş bir görev... Hepsi daha fazla hareket üretirken aslında iş yükünü artırır. Ve nihayetinde bitmesi gereken iş, tamamen başkasının sorunu haline gelir. Böyle ortamlarda yıllarımı geçirmek beni gerçekten çok yordu.

Bahsetmek istediğim şey sürekli verimlilik dayatmak ya da her koşulda aralıksız çalışma talebi değil elbette. Daha ince bir noktadan bakarsak benim için gerçek üretkenlik, yapabileceğiniz her neyse onu yapmak adına bir alan oluşturmalıdır. Genel tabiriyle üretkenliğin tanımı bu olması gerekirken çoğu iş yerinde durum farklıdır. İş saatlerinde fiziken orada bulunmanız ve meşgul görünmeniz gerekir; aksi takdirde bir sonraki performans değerlendirmesinde "verimsiz" veya "disiplinsiz" olarak etiketlenme riskiyle karşılaşırsınız. Bu sistem, işgüzar insanları caydırmaz ama gerçekten işi bitirenleri kesinlikle küstürebilir. Verimsiz olarak etiketlenmek kimsenin hoşuna gitmez. Sırf bu sebepten ötürü, ne kadar meşgul olduğu hakkında konuşmak genellikle ekstra görevlerden kaçınmanın ve konfor alanında kalmanın bir yolu haline gelir. Herkes bu tuzağa düşebilir ve uzun vadede bu durum kimsenin işine yaramaz.

Aynı zamanda, okulda öğrendiğinizle sahada uyguladığınız şey birbirinden tamamen farklı olabilir. Okul ve eğitim size temelleri verir ancak nadiren iş yeri gerçekliğiyle eşleşir. "Bunu okulda öğrenmedim" diyebilirsiniz; ama kısa yolları öğrenip görevleri verimli bir şekilde tamamlasanız bile, bu verimlilik bazen aleyhinize işleyebilir. İster mutfak olsun ister ofis görevleri, deneyimli insanlar karmaşıklığı nasıl ortadan kaldıracağını bilirler. Bu kısayolları kullandığınızda işiniz daha hızlı biter ve serbest zaman kazanırsınız. Ne var ki, bu serbest zaman dönüp dolaşıp aleyhinize işleyebilir ve sizin "verimsiz" olarak işaretlenmenize yol açabilir. Neden mi? Çünkü meşgul görünmeyi bıraktınız. Herkes gibi ben de serbest zamanı sevmeme rağmen, bu zamanın getirdiği olumsuz tanımlamalardan uzak kalamadığımız gerçeğini görmekteyim.

Tabii son dönemde ortaya çıkan yenilikçi liderleri ve patronları tenzih ederek yazıyorum bunları. Onlar size bir toplantının zaman kaybı olduğunu açıkça söyleyebiliyorlar ya da tek dertleri, ihtiyacınız olanları alıp kaliteli bir iş teslim etmeniz olabiliyor. Bu durumlar seyrek olsa da varlar. Fakat çoğu organizasyon insanları sonuçlardan ziyade, saatlerle ölçülen sayılar olarak görmekte. Bu yüzden çoğumuz, çalıştığımızı bir şekilde kanıtlamak zorunda hissettiğimiz için her gün gereksiz bir karmaşayı beslemeye devam etmekteyiz.

Kendi hayatımdan örnek vermek gerekirse, bu işgüzar durum benim restoran ve kafe yöneticiliği yaptığım dönemde de mevcuttu. Uzun saatler gerektiren ve içini kolayca gereksiz hareketlerle doldurabileceğiniz bir alan... Günler dışarıdan dolu görünürken bile altta yatan asıl işlerin dokunulmadan kalması gerçekten yorucuydu. Galata’da çalışırken ekibimdeki insanlar hiçbir zaman yönetici olmak istemedi; ben de bu boşluğun içinde her yere yetişmeye çalışan bir budalaydım. Böyle durumlarda çok kolay tükenebilirsiniz ki nitekim birçok kişinin bu tükenmişliği yaşadığına bizzat şahit oldum.

Meşgul görünmek her zaman bir seçenektir; yalnız önümüzdeki iş yığınını faydalı bir şekilde azaltabilmek tamamen farklı bir disiplin gerektirir. Bana göre işgüzar meşguliyet, işe yaramayan görevleri çoğaltır. Faydalı olansa bunları tamamen ortadan kaldırır.
♥ 0 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir
caglar avatar caglar
Çiçeği Burnunda Yazarşör ⭐
7 Eki 2026 • 17:35 Düzenlendi
Tarih-------------------------Tekil Ziyaretçi
Haz 2026-------------------------4,641
Tem 2026-------------------------2,260
Agu 2026-------------------------3,068
Eyl 2026-------------------------7,386

Yeni servis sağlayıcıya geçtiğimiz günden bu yana günden güne okuyucu sayımız armakta ama okuyucularımız sanırım bayağı utangaç veya yazacak bir şey bulamayan insanlar. Mevzuat Raporu'na hepiniz davetlisiniz.
♥ 0 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir
caglar avatar caglar
Çiçeği Burnunda Yazarşör ⭐
29 Eyl 2026 • 14:09 Düzenlendi
İş, İştir

İşin ölçeği küçüldükçe veya bütçesi azaldıkça standartları da düşürmek olasıdır. Mutfak işi de bunlardan nasibini almaktadır. Televizyondaki ihtişamlı programların gösterdiğinin dışında, çoğu mutfak görevi son derece sıradandır ve kendini tekrar eder. Bu işe genellikle giriş bariyeri düşük, niteliksiz iş sınıfı olarak bakılır ve aynı zamanda kolayca görmezden gelinebilir olarak da etiketlenmiştir. Bu etiketleme tamamen yanlıştır. Mutfak ve hizmet sektörü; zamanlama, koordinasyon, envanter kontrolü ve işlerin dağılımının nasıl yapılacağı konusunda büyük çaba sarf edilmesi gereken, aynı zamanda bunların yoğunluk altında da yönetilmesini gerektiren bir iştir. Eksik kalan iş, hızla başkasının sorunu olur. Mutfaklarda on yılı aşkın süre çalıştım ve karşılaştığım durumlarda işleri düzgün bitirmek nadiren takdir getirirdi; yine de onları düzgün bitirme hali üstümde kalıcı bir alışkanlık olarak kaldı.

Şahsi olarak asla “niteliksiz” iş olarak görmediğim bu alanda, insanların sadece maaşları için orada olmadıklarını gördüğüm zamanlar da oldu. Birçoğu işe gerçekten özen gösteriyordu. Kimisinin yiyeceğe ilgisini, kimisinin servis akışının nasıl işlediğine olan merakını, kimisinin de bu gibi karmaşık sistemlerin nasıl tatmin edici şekilde yürüdüğüne dair ilgisini gördüm. Çoğu “niteliksiz” tanımlanan iş dışarıdan oldukça basit görünür; içeriden bakınca ise sürekli odaklanmayı gerektirir. Restoran işini pek sevmesem de gereksinimlerine her zaman saygı duymuşumdur.

Toronto'da yaşayan bir arkadaşım bir ramen dükkanı işletiyor. Mükemmel bir iş çıkarır ve aynı zamanda bu işi yaparken fazlasıyla sakin kalabiliyor. Beyzbol sever, Toronto Blue Jays takımını yakından takip eder. Hatta o kadar yakından ki başka eyaletlere gider ve maçları kaçırmaz. Onun dükkânında ona yardımcı olmak için çalıştığımda, benim hep taşıdığım gerilimi taşımadığını görebiliyordum. Bunu gerçekten takdir ederdiniz. İyi yiyeceğin sabırla beklenmesi gerektiği hissiyatını vermesine saygı duyuyorum. Yalnız bu ritim benim için doğal değildi. Ben daha sıkı, seri ve küçük şeyleri görmezden gelebilecek yapıda olmayan biriydim. Bu işletmelerde iki yol da geçerli: Sakin kalırsınız müşteriniz ona göre şekillenir, hızlı olursanız ona göre şekillenir. Arkadaşımın sakin kalması ustalık seviyesindeydi. Ben sadece onun gibi çalışamayacağımı biliyorum. Zaten o hâlen ramen dükkanını işletiyor; ben ise İstanbul'dan sizlere geçmiş işlerim üzerine yazılarımı iletiyorum.

Bu çalışma biçimim diğer işlerimde de aynıydı. Yıllar önce yarı profesyonel ve amatör gruplar için geceler organize ediyorduk. Kalabalıklar genellikle küçüktü. Yine de süreci tam bir ciddiyetle ele alıyorduk. Uygun ekipman, düzgün lojistik ve iyi bir tanıtım işimizi tanımlıyordu. Grup küçük ve tanınmıyor olabilirdi ama onlara olan itina, popülerliklerine göre düşürülmemişti. Bu yaklaşımlarımızın endüstriyel ölçekte karşılık bulduğuna inanıyorum. İnsanları daha fazlasını yapmaya ve sektörel yatırıma teşvik ettiğini de zamanla gözlemlemiş oldum. Bundan dolayı gerçekten mutluyum.

Bu davranış çizgim tutarlılıkla devam etmekte. Profesyonel ya da amatör, küçük mutfak ya da boş bir müzik salonu... İşin ölçeği onun gereksinimlerini değiştirmez. İş, işdir. Ve etiketler kaliteyi belirlemez.
♥ 1 Beğen 💬 1 Yorum ⚠️ Bildir
caglar avatar caglar
Çiçeği Burnunda Yazarşör ⭐
23 Eyl 2026 • 23:06
Jason Statham'ın elinden geçirmediği meslek grubu kaldı mı? Arıcı, Taşıyıcı, İnşaat İşçisi, Araba Tamircisi say say bitmiyor. Adamın on elinde on marifet. Maşallah.
♥ 1 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir
caglar avatar caglar
Çiçeği Burnunda Yazarşör ⭐
18 Eyl 2026 • 14:00
Ölçü

Kanada'ya göçmen olarak gittiğimde, teyzemin restoranında bulaşıkçı/yönetici olarak işe başladım :P . Daha önceden bu restoranda tecrübem vardı; aynı zamanda bu işi hiç sevmiyordum ama o dönemde ülkeye yeni yerleştiğim için elimdeki tek seçenek buydu. Restoranda her boşluğu dolduruyordum: Bulaşıkçı, garson, yönetici, getir götürcü... Nereye ihtiyaç duyulursa oradaydım. Bulaşık yıkamak, restorana giriş için bir tür başlangıç dönemi gibiydi. Yanlış anlaşılmasın mutfakları severim, eğlencelidirler; ama sipariş fişleri ardı ardına gelmeye başladığında ve her bitmemiş görev bir sonraki kişinin mesaisine yığıldığında, işte o zaman sakinliğinizi kaybedebiliyorsunuz.

Böyle bir ortam benim için aslında bir öğrenme eğrisi gibiydi ve bir şeyi açıkça ortaya çıkardı: Bitmemiş iş, herkes için anlık sorunlar yaratır. Ben de buna istinaden elimden geldiğince arkamda bitmemiş iş bırakmamaya gayret ettim. Ne kadar uğraşsam da birçok kez bu konuda başarısız oldum. Bazı görevleri yarım bıraktım ve ikiyüzlü bir şekilde başkalarının aynı şeyi yapmasına sinirlendim. Anlayacağınız, kendi kendime bir dağınıklık üretmiştim.

Mutfak dışında salonda çalışmak da rahatsız ediciydi. Garsonlarla çalışmak, ilişkileri yönetmek... Tüm atmosfer sürekli kendini yineleyen bir kaostu. Yanlış kararlar verdim. Bunlara rağmen arkanda iş bırakmama ölçüsü kafamda yer etmiş oldu ve şu an yaptığım işlerde de bu ölçüyü sürdürüyorum. Tutarsızlık ek iş yükü oluşturuyor ve ben zor koşullardan ziyade bundan hoşlanmıyorum. Başkalarına göre çok temiz olsa da bana göre işleri o kadar da temiz bıraktığıma inanmasam bile yaptığım işlerde ölçülü olma yönüm devam ediyor.

Mutfak genelde işi temiz bitirmeyi öğretti; okul ise belki de bu bitirme işini, dersleri sekiz yıla yayarak yaptı. Ne kadar başarılı olduğum da burada mevzuu bahis değil :). O dönemlerde York Üniversitesi'ne sürekli geri kaydımı yaptırıyordum ama her seferinde iş beni geri çekiyordu. Hemen hemen üniversiteyi tamamladığımı düşünsem de son çizgiye ulaşamamak tabii ki üzüyordu. O süre zarfında üç farklı arkadaş grubum oldu. Bir tanesiyle hala iletişimdeyim. Diğeri, Covid öncesi var olup sonrası kaybolanlar; iletişimimiz sadece çevrimiçi konuşmaya dönüştü ve zamanla söndü. Son grup ise son sekiz aylık denememde oluştu ve sonunda sosyal medya arkadaşları olarak hayatımdaki yerlerini almış oldular. Garip.

Hamzeh Roumani, Zbigniew Stachniak, Jeff Edmonds gibi profesörler, derslerinde ne kadar zorlansam da gerçekten bir şeyler öğrendiğim isimlerdi. Bazı dersler ise boş ve kötü kurgulanmış temalar gibi hissettiriyordu. Bu temaları ortamı okuyarak anlayabiliyordunuz; bazen ders çevrimiçine geçtiğinde de durum aynı şekilde anlaşılabiliyordu. Bazen bazı şeyleri okumada o kadar iyi olmasam da yine de durumu kavrıyordum. Bence siz de anlardınız. Bazen uzun ders süreleri hiçbir şey vermiyor, zihnimi tamamen bir boşluğa bırakıyordu ve bu durum karşısında nerede durduğumu sürekli ölçüyordum. Uzun süreli ve boş hissettiğim dersler, tamamlamam gereken derslerin yükünü katlıyor gibiydi.

Bir yıl ara verdikten sonra tekrar kampüse dönme kararı aldım. Bu sefer kendimi tamamen adapte edebilmek için Japonca dersi aldım. Ders yükümü doldurmam gerekiyordu ve tam zamanlı bir öğrenci olmam için belirli zorunlu dersleri almalıydım. Yalnız bir önceki senemde az ders aldığım için, bir sonraki yılın derslerini seçebilmem adına bazı notlarımı yükseltmem veya o dönem sunulan başka dersleri almam gerekiyordu. Ben aynı materyali tekrar etmek istemedim. Zor geçsem bile aynı içeriği tekrar etmeyi anlamlı bulmuyorum. Burada Japonca, üst sınıf bilgisayar bilimi derslerinin yanında tek seçenek oldu ve bununla idare ettim.

Çin Dili ve Edebiyatı okumuştum ve dil öğrenmeyi ne kadar sevmesem de kağıt üzerinde birinci sınıf Japonca dersinin benim için motive edici ve kolay geçilebilir olacağını düşündüm. Öyle olmadı. İkinci dönem karate maçı gibi hissettirdi; oldukça iyi dil darbeleriyle dövülmüş oldum :). Endişelenmeyin, dersi geçme notu ortalamasının üstünde bitirdim ama sonuçtan memnun değildim. Çünkü beklentimi karşılamamıştı. Aynı olay birinci sınıf Biyoloji dersinde de tekrarlandı. Mezun olmak için fen kredileri gerekiyordu. Seçeneklerim matematik, fizik veya biyolojiydi; ben biyolojiyi seçmiştim. Yararlı olmak ve bir hastalığa çare bulma konusunda yardımcı olabilecek bir kariyer istediğim için samimi bir çabayla bu yolda ilerledim. Yaz dönemiydi ve talep yüksek olduğu için sekiz aylık eğitim materyalini iki aya sığdırmışlardı. Benim için bayağı zordu. Yine de geçtim, ama zar zor. O berbat sonuçlar da bende devam etme isteği yaratmadı. Sahip olduğum ivme iş yüzünden, kendi ilgisizliğimden veya Covid'den dolayı bir şekilde duruyordu.

Yalnız kurumu bayağı seviyorum. York Üniversitesi’nde Ross binasının üzerinde kurucusu Dr. Murray G. Ross’un bir oyma yazısı vardı: "Biz York'ta insanlığın insanlaştırılmasına özel vurgu yapmalı; zihni mekanikleştiren, rutin düşünce yaratan, düşünceyi duygudan koparan, alışkanlığın zekaya hakim kıldığı, insan ruhu ve olanaklarının farkındalığını donduran baskılardan özgürleştirmeliyiz..." Tüm başarısızlıklarım, kaçışlarım ve boşluklarımla bu sözü şimdi daha iyi anlıyorum ve bu benim için gerçekten çok değerli.

Yine de o yıllara geri döndüğümde, pratik sınırlarım netti. Devam edebilmek için kendimi geçindirecek bir işe, kalacağım düzgün bir yere ve en nihayetinde sağlığımın yerinde olmasına ihtiyacım vardı. Ailemden yardım isteyemezdim. Atlantik'in diğer ucundaydılar; işini başarılı bir şekilde satmış ve yurt dışında yaşayan biri için destek istemek hem garip olurdu hem de annemi bayağı endişelendirirdi. Her şeyi kendim halledebilecek kadar büyümüş hissediyordum. İstediğim sektörde kısa süreli iş aramalarım yeterince hızlı sonuç üretmedi ve çalışmalarım bir kez daha durdu. Bu sefer İstanbul'a taşındım, önceki yazılarımda bunu detaylıca anlattım.

Mutfak bana işi temiz bırakmayı öğretti. Üniversite ise madalyonun diğer yüzünü gösterdi: Temel koşullar yerinde olmadığında, devam etmek yalnızca daha eksik çaba üretiyor. Ben dağınıklığa biraz daha dağınıklık eklememeyi tercih ettim. Ve bu ölçüyü hala takip etmeye çalışıyorum. Bitmemiş işler herkesin sorunu haline gelebilir, bazılarınınsa gelmeyebilir. Bense bitmemiş iş bırakmamaya özen gösteriyorum.


Sizlerin bitmemiş işi var mı? Nerelerde takıldınız? Benimle paylaşabilirsiniz.


lelacag@gmail.com
♥ 1 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir
caglar avatar caglar
Çiçeği Burnunda Yazarşör ⭐
16 Eyl 2026 • 17:26 Düzenlendi
Sadece Bir Avuç İnsan İçin Hâlâ Orada Olmak



Yazıyı okurken güzel dinlenebilecek bir müzik grubu:
https://roguerecords.bandcamp.com/track/never-going-back

Yıllar önce yaptığımız müziği paylaşabilmek için bir grup kurduk. Amatördük ve ne yapacağımızın ciddiyetini bilmeden daha fazla müzik ürettik. Belki yıllar içinde yüz şarkıya ulaşmıştır. Bunun yanında bayağı da kalabalıklaşan bir kadromuz vardı ve tek gerçek olan şey tutarlı kalmaktı. Askerlik veya benzeri sebeplerden dolayı dağılan gruplara üzülürdüm ve bu durumu pek de tasvip etmezdim. Bir grubun ne olursa olsun devam etmesi gerektiğine inanırdım. Egolar bir şekilde hep düşmandı; buna rağmen benim de fazlasıyla egoist davrandığım zamanlar oldu (Gerçi hâlâ bunları onarmakla uğraşıyorum).

Bir koalayı maskot olarak seçtik. Sadece tembel oldukları için değil, gerçekten tutundukları şeyi bırakmadıkları için bizim için uygundu. Birkaç konser verdik. Küçük bir müzik yarışmasında bir kez üçüncülük aldık. Ayrıca başka yarışmalarda finalist bile olduk; bu tip küçük başarılar o dönem bizi sahnede tutan güzel anlardı. Bir müzik yazarı bizim grup adımızın tanınmamızı zorlaştıracağını söylemişti. Halihazırda bir sloganımız vardı ama yine de kendi ismimizi korumaya karar verdik. Ne değişecekti ki? Önemli olan içerik değil miydi? Aynı zamanda kafamdaki tek fikir devam etmek ve eğlenceli vakit geçirmekti. Daha da büyük bir hedefim yoktu. Genelde sektörel çevrelerin bir parçası olmadık. Diğer grupların söylemekten uzak durduğu ve belki de o dönemde kendilerini sektörün dışına itebilecek şeyleri bizler dile getirdik. Eğrisiyle doğrusuyla insanların iç dünyalarında dile getiremedikleri şeyleri dile getirmek ve bunları aktarırken delidolu, hatta zaman zaman fazlasıyla sert ve argoyla aktarmak ilginç bir deneyimdi; bu yaklaşımımız zaman geçtikçe hal değiştirmiş olsa da sanırım artık daha tutarlı ve düzgün hale geldi.

Yıllar boyunca dinleyicilerden haberler aldık. Üniversite öğrencileri, profesyoneller, mahalle kahvesi müdavimleri şarkılarımızı sevdiğini söyledi. Bazıları yüze yakın şarkı yazıp üretmiş olduğumuza inanamıyordu bile. Şarkılar yüksek kaliteli değildi ve sözler özenle hazırlanmamıştı ama anlık üretilmişlerdi; gerçeği yansıtıyor ve samimiydiler. Çoğu doğaçlama şekilde yapıldı. Sanırım en değerli kısımlarından biri de buydu.

Anımsadığım konserlerden biri de Eskişehir konserimizdi. Günümüzde bile popülerliğini koruyan büyük bir web platformu adına düzenlenmişti. Organizatör Eskişehir'deki bir üniversite öğrencisiydi. Çok heyecanlıydı. Şarkılarımızı gece boyunca kampüs yurtlarında tüm kampüse dinlettiğini söyledi. Bizi şehrine davet etti. Yolculuk masrafları ve konaklama istemiştik. Hobi olarak bu işi yapsak da karşılığı olmasını istemiştik. Grup içinde sık sık sadece bir milyon dolar karşılığında performans sergilediğimizi söyler şakalaşırdık ama kendisine bu sefer bir istisna yapabileceğimizi söylemiştik. Bir milyon dolar o zamanlar dünyadaki en büyük rakam gibi geliyordu.

Eskişehir'e trenle gitmeye karar verdik. Yolculuk garip ve canlıydı. Kompartmanımıza sürekli insanlar geliyordu. Bir doktor, bir Sakaryaspor fanatiği ve diğerleri. Ne yaptığımızı soruyorlardı. Biz de o büyük web platformu için bir konser vereceğimizi anlatıyorduk. Yolda müzik çaldık ve kaydettik. Eğlenceliydi. Ulaştığımızda her şey iyi görünüyordu. Mekân güzeldi. Organizatör kalacak yer olarak kendi evini önerdi ama hepimiz için bu uygun değildi. Şehirde bir arkadaşımızı aradık ve onun yanında kaldık. Bazı dinleyicilerimiz İstanbul'dan geldi. Gelen tek insanlar da neredeyse onlardı.

Neredeyse bomboş bir konser alanında müzik yapıyorduk. Bizim için iyiydi. Çalmamız gereken her şarkıyı bitirdik. O büyük platform etkinliği diye gittiğimiz etkinlik, sadece beş kişiye müzik yaptığımız bir gösteri hâline gelmişti. Sanırım orada internet platformlarının yarattığı o büyük kalabalık algısı hakkında epey aydınlandım. Her şey bir yanılsamadan ibaretti; arka planda sadece büyük bir kuru gürültü vardı.

On kişi için çalmak hiçbir zaman kötü hissettirmedi. "Biri de bir, bini de bir" şiarından giden bir insandım. Hala da bu huyum değişmedi. Zaten müzik stüdyosunda da kendimize ve arkadaşlarımıza müzik yapıyorduk. Asıl beni üzecek şey, başlatmış olduğumuza devam edememekti. Daha önce yazılarımda yazdığım gibi, grubun ışığı şimdi sönük. Bir temel üye başka bir Avrupa ülkesinde yaşıyor. Diğerleri de şu an sessizliğe bürünmüş haldeler. Neden olduğunu bilmiyorum; belki de zamanında bu işten gerçekten keyif alan tek kişi bendim.

Gerçekten müziğin tadını çıkaran birkaç kişi için çalmış olmak hep yeterliydi. Verilen tepkiler benim için yeterliydi ve günü kurtarıyordu. Genel olarak sektörün dışındaydık ve bu şekilde kalmaya da devam ettik; çünkü bu bize söylemek istediklerimizi istediğimiz gibi söyleyebilme özgürlüğü veriyordu.

Bunun herkes için geçerli olup olmadığını bilmiyorum ama kendi hayatıma baktığımda başkalarının dokunmayacağı şeylere başlayabildiğimin farkındayım. Kağıt üzerinde anlamsız, hatta aptalca görünen projeler benim için farklıydı. Küçük şeylerde değer bulmaya özen gösteririm. Bazen de bu uğurda kendimi kandırdığımı düşünüyorum, bazen gerçekçiyim, bazen de işler istediğim gibi gitmiyorsa bırakıyorum. Sanırım çoğumuz aynı şeyi yapıyoruzdur. Pek farkımız yok.

Grubu kurduğumdan beri kafamda bir şey vardı: Yaptığım müzik çok bir şey vadetmese bile bir grubun değişik nedenlerle son bulmaması gerektiğini kanıtlamaktı. Bu benim iş hayatıma da yansıdı. İnsanlara daha önce sahip olmadıkları deneyimler sunmaya çalışıyor ve genelde olduğundan biraz daha özgürce hareket etmelerini istiyordum. Bazı tecrübelerim sanırım bir noktada işe yaradı. Bunların arasında yerel rock geceleri düzenleme, meraklı birkaç öğrenciye Çince öğretme ve zamanında üretilmiş, eşi olmayan mobil uyumlu bir ilan sitesi başlatma çalışması gibi örnekler var. Tabii ki yemek sektörü deneyimim apayrı bir kulvardı, orası da tamamen ayrı bir konu. Mobil uyumlu ilan sitesinde ise fena çuvallamıştık. Ticari olarak başarısız olsak da bana ve süreci dışarıdan izleyenlere ne yapılmaması gerektiğine dair çok net dersler vermişti. Bazen bazı konularda ayaklarım geri gitse bile denemeye devam ediyorum.

Tüm bu boşluklar ve yanlış başlangıçlarla Mevzuat Raporu devam ediyor. Basit bir platform, aynı zamanda kullanıcısına sadece bir veriymiş muamelesi yapmayan bir platform. Bu da bana yetiyor. Muhtemelen başka projelere de başlayacağım ve başlamadan önce diğer test vakalarını inceleyip kendimi bu işten soğutmadan ne olacağına karar veriyorum. Özetle başarısızlıklarımdan ve hoşlanmadığım işlerde çalıştıktan sonra bir sonraki deneyeceklerimin kolay ve eğlenceli olması için çalışıyorum. Tabii her zaman hayat kolay olmuyor ve beklediğin gibi gitmiyor; içimde bana bunları sürekli hatırlatan bir "ben" daha var. Yine de bir müzik grubunda olmak ve bir avuç insana müzik yapmak bana şunu öğretti: Bu dönemden sonra yaptığım her şeyin kolay olması, eğlenceli olması ve her seferinde bana zihinsel bir alan bırakabilmesi çok önemli. Aynı zamanda bunları söylerken bayağı yorgunum da. Bu yorgunluk bunları dile getirmemde neyse ki bana büyük bir yük olmuyor.

Bu arada, yıllarca prova çalışmalarımızı destekleyen sponsorlarımıza ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Bu işletmeler artık yok, ancak onları yöneten insanlar farklı işlere geçmiş durumda ve harika insanlar. Prova fiyatlarımızı asla değiştirmediler ve müzik yaptığımız sürece bize her zaman destek oldular.

En son neye başlamaya karar verdiniz ve yaşadığınız sıkıntılar nelerdi? Benimle paylaşabilirsiniz.
lelacag@gmail.com
♥ 0 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir
caglar avatar caglar
Çiçeği Burnunda Yazarşör ⭐
14 Eyl 2026 • 15:53 Düzenlendi
Çok Beklenti Olmaması Gereken Proje

Toronto'daki kafeyi sattıktan sonra bilgisayar bilimi çalışmalarına dönmeye çalıştım. Buna sekiz ay dayanabildim ve sonrasında sağlık sorunlarım baş gösterdi. Aynı zamanda bulunduğum yerlerde odaklanacak zihinsel alanı bulamadım. Zamanında tam zamanlı çalışırken bilgisayar bilimi okumak benim için bayağı zordu ve ancak idare edebiliyordum. Bunu daha önceki denemelerimde yazmıştım (https://www.mevzuatraporu.com/caglar/p/683) . Bunun yanında kafeyi sattıktan sonra istediğim alanda iş arayışım da fayda etmemişti ve iş olmadan kaybettiğim geliri karşılayamazdım. Öğrencilik ne tam zamanlı bir işin yerini tutuyor ne de maddi açığı kapatıyordu; kısacası denklemler birbirini karşılamıyordu. Kendimi ayakta tutmak için ücretli bir işe ihtiyacım vardı.


York Üniversitesi yurdunda iki ya da üç ay kaldım. Benim için iyi bir deneyim olmadı. Neden orada olduğumu her gün sorgular durumdaydım. Üniversiteyi hızlı bitirme hedefine rağmen aklımda yürüttüğüm hiçbir şey oturmadı.

Daha azıyla idare edip devam eden insanlar olduğunu biliyorum. Bu benim durumum değildi. Bu durumlarda kendimi bencil ve benmerkezci olarak niteleyip eskiden yaşadığım deneyimlerle örtüştürebiliyorum. Bu kötü niteliklere rağmen bunların farkında olmamı kâr sayıyorum ve bunları düzeltmeye çalışıyorum.

Kafeyi sattıktan sonra bile finansal dengemi korumak zorundaydım. O noktada kararım netti: Sürekliliği sürdürülebilir şartlar belirler. Bir şey artık mümkün değilse, yolun sonuna yakın olsan bile devam etmenin bazen anlamı yoktur. Tabii ki bu herkes için geçerli değil. Bazılarımız doğru yardımları doğru anlarda edinebiliyor. Bu benim için geçerli değildi. Daha fazla zorlamak bana çok daha büyük bir bedel ödetebilirdi. İstanbul'a kendi hayatımın dışındaki gelişen dinamiklerin de etkisiyle geri gelme kararı aldım. Yani anlayacağınız bu durumlar silsilesi sadece kendi durumumu da barındırmıyordu ve karar vermek zordu.


Köklere Dönüş
Türkiye'ye döndüğümde hâlâ işsizdim. Daha önce kurduğum çevre sönüktü. Türkiye’den yirmi yaşlarımın sonlarında göç etmiş, bağlantıları canlı tutmak için yıllık ziyaretler yapmıştım. Geldiğimde her şey değişmişti. İnsanlar kendi yollarına bakıyorlardı ve bu durumda kendim için hiç yer ayırmamış gibi hissediyordum. Sadece çekirdek ailem, arada sırada buluştuğumuz eski meslektaşlarım ve müzik grubu arkadaşlarımla iletişimde kaldım. Bana tamamiyle yabancı bir konumdan yeniden başlamak zorunda kaldım. "Hiç yoktan başladım" klişesini sevmiyorum ama tuhaf ve açıklayamadığım bir yerden başladığım kesindi. Benim için insani samimiyet çok önemli; bu yüzden buna hâlâ değer verildiğine ve geldiğim topraklarda bu duyguların kaybolmadığına inanıyorum.

Karar: Yeni Bir Sosyal Medya Platformu İnşa Etmek — Mevzuat Raporu

Sosyal medyadaki gizlilik ihlallerinden zaten uzun süredir rahatsızdım. Haberlere yansıyan dava süreçleri ve kullanıcı verilerine yönelik suistimaller durumu daha da katlanılmaz kılıyordu. Kimseyi izlemeyen, takip etmeyen bir platform inşa etmeye karar verdim.

JavaScript'in doğru yönetilmediğinde sorun olabileceğini biliyordum ve bunun için onu hiç kullanmamayı tercih ettim. Platform sadece PHP, HTML ve CSS ile oluşturuldu. Herhangi bir çatı (framework) yok, JavaScript yok; her şey olduğu gibi.


Çoğu sosyal medya sitesi yüklenirken yüzlerce kilobaytlık JavaScript paketleri indirir: analiz kitaplıkları, A/B testi çerçeveleri, reklam izleyiciler ve sosyal eklentiler(widget)… Hepsi arka planda gizlice çalışır. Ben gizliliğin mimari düzeyde başladığına inanıyorum. Bu konudaki anlayışım baya basit: Sayfada herhangi bir takibe dayalı kod yoksa, olmayan şey veri de toplayamaz niyetiyle platformu hazırlamaya başladım.

Hâlihazırda elimde olan MevzuatRaporu.com isimli alan adını kullandım; çünkü yeni bir isme çok yatırım yapmak istemedim. O kadar ki ilk birkaç ay boyunca evdeki masaüstü bilgisayarımı sunucu hâline getirdim. Platformun ismini bayağı seviyorum çünkü Mevzuat Raporu olmasına rağmen mevzuatla veya hukukla bir alakası yok. Bu tarizli durum da benim için durumu eğlenceli kılıyor.

Zamanla bu alan adını küçük bir sosyal medya platformuna dönüştürdüm. Nasıl çalışacağını belirleme kararı sanırım bir yılımı aldı. Hâlâ da geliştiriyorum ve aynı zamanda yetilerimi test ediyorum. Güncel araçlar eskisinden daha hızlı hareket etmemi sağlıyor ama yine de bu projenin sesini yükseltmeye yetmiyor. Tanıtım yapmıyorum, sektörel etkinliklere katılmıyorum yada projeyi kimseye sunmuyorum. Şu anda o kısım için kendimi bayağı yorgun hissediyorum. Ailem arada bir platformda yazıyor; yazdıkları bazen eğlenceli, bazen dramatik olabiliyor. Birkaç arkadaş ara sıra dahil oluyor. Henüz bu projenin genel nezdinde bakarsak somut bir getirisi olmadı. Ama platform çalışıyor. Evdeki bilgisayara bağımlı geçen aylardan sonra nihayet düzgün bir sunucu sağlayıcısına geçtim; artık odamdaki masaüstü bilgisayara bağlı çalışmıyor. Sanırım bu sürecin en mutlu olduğum anlarından biri buydu. Benim için şimdilik bunlar yeterli.

Bu, hiçbir şey yapmamaktan çok daha iyi hissettiriyor ve en azından bu yazılarımı size ulaştırmamı sağlıyor. Peki sizler ne yapıyorsunuz? Hayatınızda yeniden inşa ettiğiniz bir şey var mı? Benimle paylaşabilirsiniz.

lelacag@gmail.com
♥ 1 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir
caglar avatar caglar
Çiçeği Burnunda Yazarşör ⭐
12 Eyl 2026 • 15:21 Düzenlendi
Siyasi konuların siyasilere bırakılmasını yeğleyen bir insanım yalnız darbeler konusu ve millet iradesi konusunda hassasım. 12 Eylül 1981'de Atatürk Yılı ilan edilmesine rağmen milletin iradesinin sınandığı dönemlerden bir tanesi, keşke böyle şeyler yaşanmasaydı.

Türkiye Cumhuriyet'inin darbelerin ve terörün değil, gelecek dirayeti, bütün nesillerinin aklının ilelebet muasır kalacağını teyit eden bir Cumhuriyet olması dileklerimi iletiyorum.

Mustafa Kemal Atatürk'ün gösterdiği yolda, bu ülke için çabalamış, emek göstermiş ve bu çabalarda niyetlerin kötü olmadığını bilerek yaşadığımız bir ülke benim en büyük arzularımdan bir tanesi.

#Türkiye #Cumhuriyet #12Eylül
♥ 0 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir
caglar avatar caglar
Çiçeği Burnunda Yazarşör ⭐
11 Eyl 2026 • 15:46 Düzenlendi
Tutarlılık benim için nedir?

Önceki yazılarımdan da fark etmişsinizdir ki her seferinde aynı tuhaf anlara geri dönmek gibi bir tutarlılığım var. Aslında tutarlılık benim restoran sektörüne tam giriş yapmadan da öncesine gidiyor. İlk mezun olduğum bölüm Çin Dili ve Edebiyatı'ydı ve en çok hatırladığım şey, elim ağrıyana kadar karakterler kopyalamam ve sınavlardan kıl payı geçmemdi. Bugün Çinceyi neredeyse hiç kullanmıyorum, çoğunu da sanırım unuttum. Ama sahip olduğum tutarlılık muhtemelen orada doğmuş olabilir ve bu kesinlikle yetenekten değil, zorunluluktandı.

Sevmediğim iş, hep geride kaldığımı hissettiğim okullar, yaşadığım hayat: Hepsi benimdi. Sadece bazıları boş hissettirdi.

Yaptığın işte canlı hissetmen gerekiyor. Öyle canlı ki çalıştığında nefes alışverişlerini fark edemeyecek kadar canlı. Öyle bir "canlılık" nadirdir. Ben de bunu hobilerimde ve işimde buldum.

Restoran işinin bir kısmı tuhaf şekilde tatmin ediciydi. Daha önce bahsetmiştim, yemek yapmayı severim. Turizm bölümündeki yemekle ilgili dersleri seviyordum ama geri kalanına ilgi duymadığım için Turizm Otelcilik bölümünden ayrıldım. O detayları daha önceki yazılarımda 1, 2, 3, 4 olarak belirtmiştim. Bayağı şımarıktım ve sektöre değer vermiyordum vesaire. Benim için tutarlı olan kısmı, buna yıllarca devam edebilmemdi.

Yönetimden operasyona, pazarlamadan çevre ilişkisi kurmaya; restoranın neye ihtiyacı varsa oradaydım. Geri çekildiğim anlar da oldu ama bunlar çok sürmedi. Neden çok sürmedi? Başka seçeneğim mi yoktu? Hayır. Bu iş için tutkum var mıydı? O da hayır. Başka bir iş yapabilir miydim? Evet. Ama başladığın işi sonlandırmanın, yenisine başlamaktan çok daha zor olduğunu bilmenizi isterim. Peki, beni orada tutan neydi?

Muhtemelen şu: Yaptığım işte tutarlı olmaya ve hayatıma devam etmeye çalışıyordum. Bir amacım vardı: Bilgisayar Bilimleri bölümünü bitirmek. Bunun için kendimi geçindirmem ve Atlas Okyanusu'nun öbür ucundaki ailemin her şeyin yolunda olduğuna inanmasını sağlamam gerekiyordu. Beni her koşulda ayakta tutan şey de buydu. İşe yaradı mı? Neredeyse, ama tam olarak değil. Ve bu da sorun değildi.

İnadım sadece iş ile sabit kalmadı. Hobilerim de aynı muameleyi gördü. Sanırım Don Kişot şapkamı orada kazandım. Bir müzik grubum vardı. Yanlış hatırlamıyorsam neredeyse on üç üyesi vardı (evet, prova stüdyosuna gelip bizimle çalan herkesi üyemiz sayıyorduk; eğlenceliydi) ve o noktada herkesi toplayıp müzik yapmaya çalışan tek kişinin ben olduğumu hissediyordum.

Dağılan gruplara hep burun kıvırırdım. Elindekinin değerini bilip taşıyamayan harika gruplar vardır. Ama kabul etmem gerekiyor ki gruplar dağılabilirler. Çoğunuzu üzdüğü gibi güzel şeylerin kaybolup gitmesi beni de etkiliyor. Bu doğal. Egolarıyla ve neyi yapıp yapmamalarıyla ilgili bir sürü konuyla uğraşan gruplar dağılabilir de, devam da edebilir. Benim grubum hâlâ sanırım dağılmadı ama yavaşça müzik yapmamaya başladı. O dönemde ben okyanusun ötesine taşındım, bir diğer çekirdek üye de başka bir Avrupa ülkesine göç etti. Bu bizi zor bir durumda bıraktı ama ben her İstanbul’u ziyaret ettiğimde müzik toplaşması düzenleyip devam ettirmeye çalıştım. İşe yaradı mı? Hayır. Ama bir şekilde, tutarlı hissettirdi. Grubun bittiğini söyleyemem. Sadece ışığın şu an çok sönük olduğunu söyleyebilirim. Ve bununla da yetinebiliyorum. Bu da benim bu konudaki tutarlılığım.

Ama her grup sönerek bitmez. Bazıları bayrağı bir sonrakine taşıyabilir. OLCD,'yi örnek vereyim: Şarkıları sizi odanın içine çekebilen ve enerjinizi tekrardan edinebilmeniz için fırsat veren bir grup. Üyelerinden bazıları yeni kurdukları Wine Lips adlı grupta tam olarak bunu yaptı ve hâlâ harika şarkılar yapıyorlar. Bazı insanların devam etme isteği vardır; bazılarının yoktur ve varoluşsal bir krize saplanırlar.

Peki şimdi ne oluyor? Kafeyi sattım. Sağlığım izin vermediği için okulu dondurdum ve İstanbul'a döndüm; ortalama yazılar yazıyorum ve bilgisayar bilimi yeteneklerimi denemek için kurduğum platform, Mevzuat Raporu, şimdilik günlük Türkçe sosyal medya paylaşımlarımı karşılıyor.

Hayat kolay değil. Biliyorum. Dünyanın dört bir yanında bir sürü durum var. Durum. Tabii. Onları çözmek yerine "göz ardı edebilmek" için adlarını değiştirip "sorun" yerine “durum” dedik. Bu da bayağı tarizli bir hâl. Yine de şunu fark etmenizi istiyorum: Bu sorunlar er ya da geç çözülecek. Peki siz kendinizinkileri çözdünüz mü? Bu soruyu ben de kendime her seferinde soruyorum. O tutarlılık hissini yeniden yakalamaya çalışıyorum ki oyuna geri dönebileyim.

Dahil olduğum müzik grubunun ışığı sönük, sağlığım idare eder, son on yılın yazıları ortalama ve Mevzuat Raporu hâlâ deneme aşamasında. Hiçbiri bitmedi ve biteceğini de bilmiyorum. Ama Don Kişot'a sönük ışıkları sorsak kesinlikle derdi ki: “Sönük ışıklar da hâlâ ışıktır, mücadeleye devam edin.”

Şimdilik hâlâ toparlanıyorum.

Bana hikâyenizi anlatın. Tutarlılık sizin için nedir?
lelacag@gmail.com
♥ 0 Beğen 💬 1 Yorum ⚠️ Bildir
caglar avatar caglar
Çiçeği Burnunda Yazarşör ⭐
9 Eyl 2026 • 18:26
Zamanla tipi Russell Peters'a benzeyen bir akrabam var. Bunun neden olduğunu anlamadım, algıda seçicilik de olabilir. Yalnız bunu ona söylesem mi söylemesem mi diye de baya düşünüyorum. Garip hisler.
♥ 0 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir
caglar avatar caglar
Çiçeği Burnunda Yazarşör ⭐
9 Eyl 2026 • 18:18 Düzenlendi
Bir İşletmeyi Satmak ve Hayata Devam Etmek

Bir kafeyi işletmek bana öğretti ki başarılı olmak, aynı zamanda her şeyin kolaylaşacağı anlamına gelmiyor.

Bu durum benim başıma Galata Cafe'de geldi. Kafe; topluluk nezdinde ve yerel basında dışarıdan bayağı sağlam görünüyordu. Dergilerde, gazetelerde ve televizyonda çıkan boy boy haberler; beraberinde gelen zorlayıcı saatler, bazen bitmeyen istekler ve bazen de içinizde oturan garip sessizlikler... Bu tür garip sessizlikler insanı iyi hissettirmiyor.

CBC'den bir yazı:
https://www.cbc.ca/news/canada/toronto/turkish-cafe-galata-1.6575066
(Yazıda bir hata vardı. Amcamın mutfağı demişlerdi ama o benim teyzemin mutfağıydı :) )

Kafeyi işletirken düşüncelerin arasında sıkışmış bir haldeydim; bir yandan kafede çalışıyor, diğer yandan Bilgisayar Bilimleri eğitimimi tamamlamaya çalışıyordum. İkisi uyuşmuyordu ve her seferinde kendime aynı soruyu soruyordum: "Gerçekten bunu hayatımın sonuna kadar yapmak istiyor muydum?"

Kafeyi satmak benim için zor bir karardı. Hayatım bir yol ayrımındaydı. Kira sözleşmesi bitiyordu. Ya sözleşmeyi yenileyecek ya başka bir yere taşınacak ya da tamamen kapatacaktım. Benim hedefim tamamen kapatmaktı çünkü bu işten gerçekten haz almıyordum. Sadece her şeyi geride bırakıp yeni bir sayfa açmak istiyordum.

Bina sahibiyle pazarlıklarımız sonuçsuz kaldı. Zaten orada mutlu değildim ve adil olmak gerekirse, bu tek taraflı da değildi. Bazı sorumluluklar hiçbir zaman yerine getirilmiyordu. Yani anlayacağınız sorunlara sebep olan tek kişi bu sefer ben değildim :) Eski kira sözleşmesini teyzem imzalamıştı ve yeni sözleşmedeki taleplerim farklıydı. Anlaşamadık, ben de durumu kabul ettim. Sürenin sonunda ya taşınacağımı ya da kapatacağımı bildirdim.

Bu durum beni tam bir ikilemde bıraktı. Bir yandan ekipmanları satmaya çalışıyor, diğer yandan yeni bir yer arıyordum. Tüm bunlar olurken sevmediğim bu işin tek gelir kaynağım olduğunun farkındaydım. Sattıktan sonra ne yapacaktım? Restoran sektöründe on yıl çalıştıktan ve tek gelir kaynağınız bu olduktan sonra aklınızda elbette “bundan sonra ne yapacağım?” sorusu oluşuyor. Bu bence kendini tuzağa düşürmek gibi. Bu yüzden o tuzağa düşmeyin. Dünya bayağı anlamlı ve bir şey yapmak isterseniz her zaman bir fırsat var. Benim en büyük hatam sonrasında dünyanın ne sunabileceğini unutmak oldu ve ironik ama, o fırsatı hâlâ bekliyorum. Belki de kendim yaratmalıyım.

Uzun lafın kısası: Ekipmanları satmaya karar verdiğimde, yakın bir aile dostumuz kafeyi satmamı isteyip istemediğimi sordu. Tesadüfen, işletecekleri bir yer arayan ama bütçesi kısıtlı bazı insanlar duymuş. Ben de dedim ki, “Gelsinler konuşalım”. Geldiler. İkisinin de gıda sektöründe çalışmış olması, ben gittiğimde kafeyi ayakta tutabileceklerine dair beni ikna etti. Sonunda kafeyi ve ekipmanlarını görüşmeler sonunda onlara sattım. Duyduğuma göre mutlu bir şekilde işletmeye devam ediyorlarmış.


Kendi hatalarınızla ve başarılarınızla inşa ettiğiniz bir şeyden ayrılmak zordur. Hayatımda sabah beşte kalkıp simit pişirmek yoktu artık, çalışanların sahte "geç kalacağım" telefonlarıyla uğraşmak da yoktu, dükkanı daha iyi bir yer yapmak için birikim yapacağım diye "yavaş geçer" düşüncesiyle sakin günde eleman çağırmayıp aksine dükkanı müşterinin basması da yoktu. Dükkanı sattığım için bunların hiçbiri kalmamıştı. Ama bırakmak yine de zordu ve alttan alta iç sesim: "Okulunu geciktirmekle suçladığın kahve dükkanı gitti. Şimdi git ve ne yapmak istiyorsan onu yap." diyordu.

İç sesim bunları demesine rağmen tabii ki işe yaramadı.

O sıralarda sağlığım sessizce bozulmaya başlamıştı ve nedenini bilmiyordum. Satıştan sonra taşındım (bu da başka bir hikaye) ve eğitimime geri döndüm. Ama her oturduğumda "Ben burada ne yapıyorum? Bunlar bana uzak." gibi hislerle uğraşıyordum. Bu yaşıma kadar akademisyen olmuş olmalıydım. Tabii bu benim egomun bana teyidiydi ve bu ego konuşmaları sizi bayağı zehirleyebiliyor. O tuzağa ben düştüm, aman siz düşmeyin.
Dışarıdan bakınca her şey yolundaydı. İçeriden bakınca hiçbir şey yolunda değildi.

Türkiye'ye gidip gelmeye devam ettim ve annemin sağlığım hakkındaki endişesi, sandığımdan çok üstüme baskı kuruyordu. Ailemin bütün hayatı Türkiye'deydi ve onları benim için bunu terk etmeye zorlayamazdım. Sadece benim için okyanusun diğer tarafına onları sürüklemek bayağı bencillik olurdu. Hikayem şöyle olabilirdi: "Güçlü kaldım, sağlığımla ilgilendim, eğitimimi bitirdim ve mutluyum." Bayağı güzel olurdu böyle olsaydı ama bana uymadı. Keşke o mutlu sona sahip olsaydım ama sanırım hayatın bana öğreteceği dersler hâlâ mevcut. Sağlığınız bozulduğunda kendinizi hiçbir ölçüyle ölçmüyorsunuz. Ne kariyer ne eğitim; geriye tek bir soru kalıyor, o da sadece hayatta kalmakla ilgili. Ben İstanbul'a taşınıp baştan başlamayı tercih ettim ve bence bayağı iyi bir karar verdim. Çünkü ailemleyim.

Şimdiye kadar fark ettim ki yazdığım her hikayede "neden taşındım, işi ve okulu bıraktım?" sorusunun cevabını vermeye çalışıp bu durumu savunuyorum. Neredeyse ölüp geri gelmiş gibi hissetmem bence bayağı şey açıklıyor. Ayrıca size anlatabileceğim başka ailevi yönler de var ama bunlar bambaşka hikayeler örgüsü, o yüzden konuları sadece kendime ait sınırlar içerisinde tutmaya devam ediyorum.

Sonuç olarak, bir işletmeyi satmak zordur; eğer bunu yapabilirseniz ve bir sonraki aşamaya geçebilirseniz harikasınız ve yalnız değilsiniz. Belki şu an her şeye cevap bulamıyorsunuzdur ama en azından bir karar verdiniz. Ben de bir karar verdim ve sağlığım şimdi daha da iyiye gidiyor.
Hayatınızda neler olduğunu bana da anlatın.
(lelacag@gmail.com)
♥ 0 Beğen 💬 1 Yorum ⚠️ Bildir
caglar avatar caglar
Çiçeği Burnunda Yazarşör ⭐
8 Eyl 2026 • 19:19 Düzenlendi
Okumak ve Çalışmak (İkisini bir arada yapmak kesinlikle benlik değil)

Daha önce de bahsettiğim gibi birkaç bölüm okudum. Bazılarını bitirdim, bazılarından ayrıldım, bazılarını da devam ettiremedim. Bu üç durumu hepsiyle size anlatacağım ki bireysel bir perspektiften net bir tablo ortaya çıksın.

Üniversitede bir yıl Turizm ve Otelcilik İşletmeciliği okudum. Bu arada, kendime cep harçlığı çıkarmak ve kendime bir şeyler alabilmek için çevrimiçi serbest işler yapabilecek kadar tasarım yazılımı öğrendim. Mesele şu ki, Turizm ve Otelcilik'ten haz almıyordum, keza sektör de beni kollarını açarak karşılamadı zaten. Okulumda sevdiğim tek şey bazı derslerdir. Gıda Mühendisliği, yemek dersi, işletme dersi vesaire. Yemek yapmayı sevdiğim için bunlar iyi gidiyordu ama gerisi asla sevmediğim şeylerdi. Maddi durumum bir öğrencinin maddi durumu neyse öyleydi ve gün içinde oniki saatten fazla çevrimiçinde bulunup tasarım işleri ararken, bir yandan da arkadaşlarımla sohbet ediyor, çapsız işlerle uğraşıyordum (bir punk grubundaydım o da başka hikaye). Fark edeceğiniz gibi bu nitelikteki bir tavırlarla da bulunduğum yerden mutlu değildim. Okul evden iki buçuk saat uzaktaydı ve iki otobüs değiştirmem gerekiyordu. Sonunda bir daireye taşındım ve bu daire berbat bir yerdi. Hayat beni bir şekilde şımartmış ve hiçbir şeyden memnun kalmayan biri haline getirmişti. Peki şımarık, ergenliğine takılmış biri ne yapar? Tam olarak yaptığım şeyi. Üniversiteden ayrıldım ve üniversite sınavına yeniden girdim.


Sonrasında ne mi oldu: Çince Dil ve Edebiyatı Bölümü başlıyor.

Hâlâ bilmiyorum neden daha ilk etapta üniversitede kimya bölümüne devam etmedim (o da başka hikaye), ama sanırım evrenin bunda bir payı vardı. Neyse, sınavın ardından yeni bir bölüme kabul edildim. Dil öğrenmeyi hiç sevmem ama yine de Çince'yi seçtim. Neden? Tarihi severim ve Asya tarihini anlamadan önce ona ait dilleri bilmem gerektiğine inanıyordum. Cehaletim bayağı büyüktü. Asya geniş bir kıta ve herkes Mandarin Çincesi veya Japonca konuşmuyor. Ama tarihe olan bağlılığımdan dolayı Çince'yi seçtim, böylece Türk tarihi köklerini araştırmak için Asya'nın köklerini çalışabilirdim. Amacım mezun olmak, Asya Tarihi yüksek lisansına girmek ve akademisyen olmaktı. Olmadı. Mezun olduktan sonra yüksek lisansa kabul edilmeme rağmen Kanada'ya gittim.

Neyse, uzun lafın kısası: Kanada'ya taşındıktan sonra yeni zorluğum başladı. Daha önceki yazılarda belirttiğim gibi, (yemek pişirme bir zorluk haline geldi — başlamak) bir restoranda çalışmaya başladım. Turizm ve Otelcilik'e başlamadan önce Bilgisayar Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri bölümlerine başvurmuştum ve o eski başvuruyu canlandırıp eğitimime başladım.

Hayvanlara duyduğum sevgi her zaman kalbimdeydi; çocukken veteriner olmak istemiştim. Ama bilgisayarlarla devam etmeye karar verdim çünkü duygusal olarak etkilemeyeceklerini düşündüm (şimdilik). Çocukluğumdan beri web sayfaları tasarlıyordum ve çiplerin ve devrelerin aslında nasıl çalıştığını öğrenmek çok istiyordum. Bu şekilde Bilgisayar Bilimleri yolculuğum başladı.

Sorun, bu programı hiçbir zaman gerçekten istediğim gibi okuyamadım. Temel mesele şuydu: okumak tam zamanlı bir işti, benim de restoranda tam zamanlı bir işim vardı ve ikisi birbiriyle korkunç şekilde çakışıyordu. Bazı dersleri tamamlamam yıllarımı aldı. Her şeyi tasfiye edip okulu tek önceliğim yapmaya çalıştığımda da çok geçti, bu sefer idare ettiğim sağlığım artık idare edilemez hale gelmişti buna takriben her şeyi bıraktım, resmen on bir yıl boyunca hayatımda kurduğum her şeyi: kafeyi, restoran işini, Bilgisayar Bilimleri'ni. Sanırım doğru karardı. Ölmediğime seviniyorum. Bu yüzden tüm bu olaylardan çıkardığım ders şuydu: hem tam zamanlı okuyup aynı zamanda tam zamanlı çalışmak benim için uygun değil. Sizin için de olmayabilir. Bunun için utanmayın. Her şeyi kendi başımıza halledebilecekmişiz gibi görünmeye hep eğilimliyiz, kimseye muhtaç olmadan. Ama bazen bu işe yaramıyor. Benim işime yaramadı ve bazılarınızın da aynı döngüde sıkışmış olduğunu biliyorum. Faturaları ödeyecek biri olması gerektiğini ve hayatın kolay olmadığını da biliyorum ama daha azıyla zamanında idare edebildiniz, o zaman yine aynısın daha azıyla yetinerek tekrar edebilirsiniz? Her şeyi bıraktığımda temel niyetim bu şekildeydi. Artık oynamıyorum, çünkü hayatımda yeni bir şey olmadan önce kendime iyi bakmam gerekiyor.

Yalnız bu hiçbir şey yapmadığım anlamına gelmiyor elbette. Bu hayatımla ilgili yaşananları anlatmak için ortalama bir şekilde yazmaya devam ediyorum ve şimdilik Mevzuat Raporu'nu inşa ediyorum ;)


Söyleyin bakalım, sizin zorluklarınız neler?
lelacag@gmail.com
♥ 0 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir
caglar avatar caglar
Çiçeği Burnunda Yazarşör ⭐
7 Eyl 2026 • 21:49 Düzenlendi
Başlamak
Herhangi bir şeye başlamaya karar vermek bile zordur. Size ne yapacağınızı söyleyen kimse olmadığında, kelimenin tam anlamıyla her şeyi oldurmak zormuş gibi gelebilir. Peki tekrardan başlama isteğinizi nasıl kazanırsınız? Her zaman dışarıya bakıp, “Ya, bu insanlar ne kadar üretken. Ben son zamanlarda ne yaptım?” diye mi düşünürsünüz? Bu sorgulama büyük bir hata ve ben bu temel hatayı yapanlardan biriyim; aynı zamanda tek olanın ben olduğumu da zannetmiyorum.


Nasıl başlanır, hatalardan ders alabiliyor muyuz?


Kendinize sürekli “Son zamanlarda ne yaptım?” diye soruyorsanız bu gerçekten zordur. Bu soruyu moralinizi düşürecek başka perçinleyici bir soru takip eder: “Eee, sonra?”

Kafeyi satıp Toronto’dan İstanbul’a büyük bir sıçrayış yaptıktan sonra işler benim için biraz bulanıktı. Ülkeler arasında taşınmak için iyi tasarlanmış bir planım yoktu; aynı zamanda bunu ikinci kez deneyimliyordum :) İşim yoktu ve Türkiye’deki çevremle iletişimim sönükleşmişti (ki bu dürüst olmak gerekirse tuhaf bir durum). “Yüzsüz”ün anlamını herkes bilir, yani “utanmaz, ısrarcı” anlamına gelir ve benim böyle biri olma ihtimalim bayağı düşük. Bu yüzden insanlara bir iş hakkında bir kez sorduktan sonra tekrar sormam.

Görünüşe göre mülakatlarda da şansım yaver gitmedi. Birkaç teknoloji şirketiyle mülakat yaptım ve bunlardan biri son derece tuhaf hissettirdi çünkü hiçbir mahremiyetimin olmadığını hissettiğim bir grup mülakatıydı. Tüm kurulum yanlıştı. Gizlilik satan bir şirket, beş adayın birbirinin duyabileceği mesafede oturduğu ve birinin ekran arkasından sessizce not aldığı bir grup mülakatı yürütüyordu. Ana satış noktası gizlilik olan bir şirket, hiçbir gizlilik sunamadı. İsmini vermeyeceğim; anlamışsanız, anlamışsınızdır.

Her neyse, sadede gelelim. Kendinize sizi aşağıya çeken soruları sormaya devam ediyorsanız, bir yan proje başlatın. Bu, daha önce düşünmediğiniz seçenekleri ortaya çıkarabilir. Ya da gönüllü bir iş edinin. X'te Topluluk Yazarlığı yapıyorum ve evet, sizin yapay zeka tarafından üretilen sahte haberlerinizi derecelendirdiğimiz bir pozisyondayım :P

Her şeyden önce, benim durumum bazı açılardan tuhaf çünkü on yıldan fazla bir süre bir yerde yaşadıktan sonra oradan tekrardan göç etmek isteyen pek insan yok. Bunu bir perspektife oturtmak gerekli. Öte yandan, bir projeye başlamanın büyük bir sorumluluk getirdiğini biliyorum ve birisi için çalışmanın daha az baş ağrısı anlamına geldiğini de biliyorum. Ancak, istediğiniz işi bulamıyorsanız ne yapacaksınız? Kendi işinizi yaratacaksınız.


Kafenin sahibi olarak şirketin varlıklarını kurtarmak ve borçlarını temizlemek için birkaç yıl boyunca ücretsiz olarak çalıştım; neredeyse bir gönüllü gibi işletmeyi işlettim. Zor ve acı vericiydi çünkü çoğu zaman yaptığım işi sevmiyordum; kendimi hiçbir zaman bir kahve dükkanı işletirken görmemiştim. Bu yüzden kendinizi yapacağınızı görmediğiniz işte çalışma tuzağına düşmeyin, çünkü çıkış süreci çok sancılı olabiliyor. Sonunda şanslıydım çünkü kafeyi satmayı başardım. Sağlığım kötüye gidiyordu ve tek bir şeye bile odaklanamıyordum. Bundan tek anladığım; kendi yarattığınız bir işi kurtarmak için hayatınızı feda etmeyin. Bu sadece bir iş ve eğer bu işin hayatınız olmasını istiyorsanız, onu akıllıca seçin. Büyük bir sorumluluk gerektiriyor. Kafeyi ilk satın aldığımda ne yaptığımı bile bilmiyormuşum dedim. Bu benim için büyük bir öğrenme süreciydi. Bu yüzden temel tavsiyem şu: Kalbinizin ait olmadığı hiçbir şeye başlamayın. Kendim, arkadaşlarım ve ailem için yemek pişirmeyi seviyorum ama toplu yemek hizmeti vermeyi değil, sadece yemek pişirmeyi.

Yeni projeler neler olabilir?

Sosyal medyayı hem seviyor hem de gizlilik ihlalleri nedeniyle aynı anda ondan nefret ediyordum. Bu yüzden takip kodları tarafından izlenmediğiniz (JavaScript içermeyen) Mevzuat Raporu'nu kurmaya karar verdim. Hâlâ deneme aşamasında, böylece üzerinde rahatça oynayabiliyorum. Harika bir şey; en azından benim, ailem ve platformdaki diğer 20 kişi için :) Yazılım üretmek kolay değil ancak bugünün araçlarıyla; yapılandırılmış iyi bir fikriniz, bilgisayar mimarisi ve yazılım bilginiz varsa çok ileriye gidebilirsiniz. Bu yetkinlikleriniz varsa yazılım konusu cebinizde. Mesele şu ki yazılım tek seçenek de değil; gerçek hayatta her yerde zorluklar var. Onlara sadece doğru açıdan bakmanız gerekli, o zaman görünürler. Benim açımdan ben bayağı açıyı görebiliyorum, yalnız bunları görürken de her seferinde kendime diğer bir harika soruyu soruyorum: “Bunu hayatın boyunca yapmak istiyor musun?” Bu harika bir soru çünkü bunu sormak anahtar bir fikrin kapısını açıyor: İçinizde doğru bir istek varsa, bu doğru iş isteğinizi devredebileceğiniz insanları da bulmanız gayet olasıdır. Kuracağınız işi tüm hayatınız boyunca yapacağınız kesin değildir. Belki de yaparsınız, kim bilir. Ancak bu işi yorulmadan yapmaya istekliyseniz başlayın. Hiçbir şey sizi durduramaz ve eninde sonunda yaptığınız işte başarılı olursunuz.

Bana gelirsek, yeniden yazmaya başladım ve yan projelerimi bunun etrafında kuruyorum. Çok değiller ama "son zamanlarda ne yaptım?" sorusuna yanıt verebiliyorlar.

Peki, siz neler yapıyorsunuz? Bana bildirin.

lelacag @ gmail.com adresinden bana e-posta gönderebilirsiniz.
♥ 1 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir
caglar avatar caglar
Çiçeği Burnunda Yazarşör ⭐
6 Eyl 2026 • 13:34 Düzenlendi
Yemek pişirmek basit bir beceri gibi görünebilir; ancak insanlar ilk kez ekmek hamuruyla uğraştıklarında, hamur çoğu zaman ellerine yapışır. Birisi sadece fotosentez yaparak yaşamayı keşfedene kadar yemek yemek vazgeçilmezdir. Şimdilik, karbonhidratlardan kaçış olmadığını bilsek de, #gurme şefler tarafından hazırlanan düşük karbonhidratlı beslenme düzenleriyle yetiniyoruz.
Bazıları evde iyi yemek yapabiliyorlarsa, ticari anlamda da başarılı olabileceklerini düşünebilir. Evet, olabilirsiniz! Herkesi #gıda sektöründe bir kariyer yapmaya teşvik ediyorum. Asıl soru şu: "Bunu hayatınızın geri kalanında yapmak istiyor musunuz?"

Gıda sektöründe çalışmak zordur. Üniversitede turizm ve otelcilik okudum ama bir yıl sonra bıraktım çünkü bu işten nefret ediyordum; şımarıktım ve sektörün değerini bilmiyordum, gerçi o zamandan beri bakış açım baya değişti. Daha sonra Mandarin Çincesi ve Bilgisayar Bilimleri gibi çeşitli alanlarda eğitim aldım. Otelcilik konusundaki bilgisizliğim, bir mutfakta tutunmanın ne kadar zor olduğunu anlamamı sağladı. Neyse ki, gençlik yıllarımda Toronto'daki teyzeme ait Anatolia Restaurant'ın mutfağında çalışmaya kabul edildim.

Bulaşıkçılıkla başladım ve zamanla #servis yapma aşamasına kadar yükseldim. Servis yapmak; insan ilişkileri becerisi ve müşterilere satabilmek adına yemekler hakkında bilgi sahibi olmayı gerektirir. O kısımdan da pek keyif almadım. Sonra mutfağa, yemek hazırlama (hat aşçısı) kısmına döndüm ve nihayetinde tam zamanlı olarak yemek pişirmeye başladım.

Uzun çalışma saatleri ve zorlu müşteriler, #restoran işinden daha da soğumama neden oldu; bir daha asla bir restoran ya da restoran çalışanları görmek istemiyordum. Ancak Anatolia Restaurant'ta birkaç yıl çalıştıktan sonra, teyzemle birlikte Galata Cafe'yi açtık. Kafe işinin restoran işinden daha kolay olacağını düşünmek yanlıştı. Ve sonra COVID-19 salgını patlak verdi ve bu durum, o ana kadar yaşanan her şeyin değerini anlamamı sağladı.

Farklı fırsatları değerlendirmek adına kafeyi (sanırım) doğru bir adaya sattım. Ardından, memleketim olan İstanbul'a, Türkiye'ye taşındım. Yemek pişirme serüvenim evde, iyi bir dengeyle devam ediyor. Ailem yemeklerden memnun, ben de bu durumdan mutluyum.

Soru şu: Bundan sonra beni neler bekliyor? Göreceğiz.
♥ 2 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir
caglar avatar caglar
Çiçeği Burnunda Yazarşör ⭐
4 Eyl 2026 • 20:54 Düzenlendi
#COP31 #2040 vizyonunda elektrikleşmeyle ilgili yoğun adımlar atılacakmış. Merak konum bu elektriklleşme yoğun adımları atılırken "#elektrik olmazsa ne olur" gibi soruları sorup önlem yapılarını da hazırlayacaklar mı? İzleyelim görelim.
♥ 0 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir
caglar avatar caglar
Çiçeği Burnunda Yazarşör ⭐
3 Eyl 2026 • 21:22
Alışverişe gittiğimde market bomboşsa aklımdan türlü türlü düşünceler geçiyor. Kimseyi görmezsem gayri ihtiyarı kasiyere bir şeyler soruyorum, ortam sessizliğe bürünmüş gibi olmasın diye. Bugünün konusu puan kartı hangi ürünlerde işe yarıyordu. Bakalım tekrar gittiğimde yine aynı manzarayla karşılaşacak mıyım?
♥ 0 Beğen 💬 0 Yorum ⚠️ Bildir